-->
Browsing Category " tarih "

Osmanlı Türk sanat müziğinde bazı makamların adları ve anlamları

Kategori:
-

 


Türk sanat müziğinde bazı makamların anlamları:


Acemaşiran = Yaşam coşkusu

Sultaniyegah = Gece mutluluğu

Ferahfeza = Mutluluk veren lütuf

Şedaraban = Aşkla güzelleşmek

Kürdilihicazkar = Yakıcı hüzün

Hicazkâr = Aşkta sebat

Nihavend = Aşk sevinci

Neveser = Gönül ferahlığı

Acemkürdi = Lütfedilen mutluluk

Muhayyer = Ayrılık feryadı

Hisar = Sevgilinin nazı

Şehnaz = Sevgilinin güzelliği

Ferahnâk = Bahar neşesi

Şevkefza = Hüzün içinde lütuf

Suzidil = Gönül yangını

Çargah = Aşkta yok olmak

Dügah = Derdin içindeki derman

Bestenigar = Sevgiliye hasret

Suzidilârâ = Ateş saçan aşk

Rast = Sevincin zirvesi

Mâhur = Sevincin zirvesi

Acem = Ruh yüceliği

Isfahan = Aşka feda olmak

Buselik = Aşk sırlarını açmak

Hicaz = Aşktan yanmak

Segah = Sonsuzluğa çağrı

Müstear = Dünyaya susmak, ötelere konuşmak

Saba = Sonsuzluk esintisi

Eviç = Yücelik

Yegah = Aşk suskunluğu

Nikriz = Aşkın verdiği cesaret

Suzinak = Aşkın verdiği cesaret

Neva = Sevgiliye çağrı

Uşşâk = Aşkın verdiği şevk

Beyati = Aşkın verdiği şevk

Karcığar = Mutluluğu arayış

Hüseyni = Aşk ağıtı

Gerdaniye = Aşk çilesinden şikayet

Hisarbuselik = Tatlı buseler

Hüzzam = Parlak hüzün

Uçaklardan Bildiri Atılan Dünya'nın İlk Savaşı

Kategori:
-
Trablusgarp savaşıdır. Dünya'da bir savaşta karşı tarafın direncini kırmak için propaganda amaçlı bildiriler uçaklarla ilk defa bu savaşta uçaklarla atılarak yapılmıştır.

İtalyan'larla 1911-1912 yılları arasında yaptığımız ve ordunun başında olan komutanların basiretsizliği yüzünden Ordumuzun İtalyanlara kaybettiği en önemli 20. yüzyıl savaşlarımızdan birisidir. Osmanlı devlet yönetimindeki İttihat ve Terakkicilerin 1. Dünya savaşı dışında başımıza Balkan savaşları ile birlikte açtığı en önemli 2 savaştan birisidir.



Trablusgarp'ın kaybı Osmanlı Devletimize aynı zamanda Arap Yarımadası, Habeşistan ve Orta Doğunun kaybedilmesinin önünü fazlaca açmış bir savaştır.

Amerikan askerlerinde YPG terör örgütü arması

Kategori:
-
Ben de şuna kızıyorum, tüm bu angut ülkeler (amerika, rusya, fransa, almanya, ingiltere, en başta israil vs. bildiklerini okuyorlarmı istedikleri yerde? okuyorlar, hiçbir kurala dikkat ediyorlar mı? etmiyorlar, hep müdehale ettikleri yerlerde sınırları var mı? yok! meşru nedenleri var mı? yok, bazende kendileri bir iki kendi vatandaşını katledip sudan sebep üretiyorlar mı? üretiyorlar! E arkadaş biz niye açık açık kendi bildiğimizi okumuyoruz, girip suriyeye orada kendi güvenli bölgemizi almıyoruz? kim ne diyecek, esed mi kızacak, amerika mı engel olacak? İşte bu beni deli ediyor.

Amerikan askerlerinde YPG terör örgütü arması

Neyi bekliyoruz, kimden korkuyoruz, ya da kimin izin vermesini bekliyoruz hiç anlayamıyorum. Tamam gizli kapaklı Türkmek kardeşlerimiz için birşeyler yapılıyor, can dündar gibi vatan hainleri bunları çarpıtarak deşifre ediyorlar mı ediyorlar ama bu saydığım diğer ülkeler yasal ne bulup oraya müdehale ediyorlar da biz edemiyoruz onu çok çok çok merak ediyorum.

Biraz korkumu var, halkımıza mı güvenemiyoruz, bilemiyorum.

evrim teorisi Tübitak'ın yayınları arasından çıkarıldı

Kategori:
-
Evrim saçmalığı

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu yani TÜBİTAK, bilindiği gibi TÜBİTAK Popüler Bilim Yayınları çatısı altında, Popüler Bilim kitapları dağıtımı da yapmaktaydı. Bu kitaplar arasında yer alan Evrim Teorisi ile ilgili yayınlar ise, son bir gelişme ile yayından kaldırıldı. (shiftdelete)

Öncelikle bu hareketlerinden dolayı kendilerini tebrik ediyorum. Çünkü adı bilim olan bir kurum, tamamen bilim dışı kafadan savma bir teoriyi bilim adı altında yayınlaması saçmalıktı. Tüm evrim savunucuları onu bilim, araştırma, insanın kendini sorgulaması olarak addediyor. Evrimi savunmanın, gerçek bilim ve üstün zeka olduğunu iddaa ediyorlar. Zeki olduğunu bir insanın evrime inanması onun aslında gerizekalı olduğunu gösterir. Kimse toz buluta, bulut gaza, gaz patlayınca taşa, toprağa dönüştüğünü, sonra böceklerin birden ortaya çıktığını iddaa etmesi gerçekten gerizekalılıktan başka birşey değildir.

Onların neden düşünmüyorlar, hiç canlı yokken nasıl tesadüfen canlı ortaya çıktı. Evrim diyorki kimse yaratılmadı, iyide hiç olmayan birşey birden nasıl ortaya çıkar. Yani evrimciler, her zaman açık, şeffaf ve sorgulayıcı olmasını iddaa etmelerine rağmen, söz konusu bu evrilmeye başlayan ilk canlının ortaya hiç yokken nasıl birden ortaya çıktığına değinmiyorlar. Hadi şimdi Türkiye'nin ürettiği bir araba yok, öylece kendi haline bırakalım belki milyonlarca yıl sonra pat diye bi böcek çıkar, sonra balık olur, sonra sürüngen sonra maymun, en son araba olur ve ilk yerli arabamız evrilerek oluşmuş olur düşüncesi evrimle aynı şeydir. İşte buna inanan bir insana bilim insanı demek gerçekten gerizekalıdır.

 

Rusya ve Türkiye'nin arası neden gerildi?

Kategori:
-
Birinci Dünya savaşından sonra yıkılan Osmanlı devletinin yerine kurulan Türkiye devleti savaşın yaraları, borçlar, halkın yorulması ve kaybettiği toprakların Batılı güçler ile Rusya tarafından parçalanmış ve idare edilmeye başlanmış olmasından dolayı ve bazı başka sebeplerden dolayı uzunca bir süre içine kapandı. İçine kapanma da öyle böyle değil. Kendi toprakları dışında katledilen soydaşlarımıza gram yüz döndürmeden uzunca yaşadı. Örneğin; Yunanistan ve Bulgaristan'ın onlarca yıl boyunca orada yaşayan Türkleri ve Müslümanları katletmesine gram yardım etmemiştir. Benim ailem 1936 Bulgaristan göçmeni, buradan biliyorum. Asya'da ve Kafkaflarda, Kırım'da, Dağıstan'da gene öyle. Tek yapabildiği bizim sınırlarımıza kadar gelen soydaşlarımıza kalabilecekleri, ev yapıp yurt kurabilecekleri toprak vermek olmuştur. Bunada Çok şükür, hiç sınırdan da içeri almayabilirdi, gerçi sınırımızda bize sığınan Azeri aydınları Ermenilere teslim etmişliğimiz de var.

Kısaca Türkiye uzunca bir süre sınırları dışındaki hiçbir etliye sütlüye dokunmamış, birçok kişinin Osmanlı Ruhu tekrar canlanırsa hemen ona katılalım diye uzunca bir süre beklemesine cevap vermemiş, kendini o nesle unutturmuş, yeni nesile hiç göstermemiştir. O yüzdendir ki bir zamanlar ünitersitelerinde yabancı dil ve tarih olarak okutulan Türkler, Türkiye kurulduktan sonra Türkiye'yi biliyor musunuz diye sorulduğunda Hindi mi diye sormalarına neden olmuştur.

1500'li yıllardan beri Rusya var olduğu topraklardan sıcak denizlere inme hayalini sürekli uygulamaya çalışmaktadır. 1. Dünya savaşından sonra Komunist karaktersizler Lenin ve Stalin'in dinsizlik politikaları ile bunu neredeyse başarmıştır. Topraklarına katılmış olan bir çok Asya Türki devletinin yanı sıra iktidar da bulundurduğu kendi adamları ile de yönettiği ülkeleride katarsak Asya'nın %85'i Avrupa'nın da %50'sini kontrol etmeyi başarmıştır.

Bugün dünyaya musallat olan Yahudi illetin de etkin olan Yahudileri incelediğimizde büyük kısmının Rusya menşeli olduğunu görebilirsiniz. Yani bir zamanlar çoğu Rusya'da yaşarken Lenin-Stalin zamanın da oralardan sürmüşler ve bugün kü İsrail'in kurulmasını kolaylaştırmışlardır. Kolaylaştırmışlardır diyorum, çünkü Siyonistlerin İsrail'i kurmak için Filistinde nüfus kalabalığı oluşturmaya ihtiyacı vardı, ama bol parası olan birçok Yahudi, özellikle en zenginleri Rusya da ve Almanya da yaşayanlar, bu rahatlığı bırakıp o çorak topraklara gitmek istemiyorlardı. 2. dünya savaşında gördükleri sert müdehaleler ve Rusya dan sürülmeler ile birçok Yahudi İsrail'in şuan ki olduğu yerleşmesini sağlamıştır. Bu da Hitler, Lenin ve Stalin'in Siyonist ortağı olabilme ihtimali'ni güçlendirmektedir.

Ayrıca Amerika'yı bildiğiniz üzere Yahudiler yönetiyor ve Rusya'nın sürdüğü zengin Yahudiler neredeyse hep oraya ve Filistin topraklarına gitti dedi. Şimdi seni böyle süren bir ülkeden sen kin güdersin değil mi, ama hiç Yahudilerin Rusya ile uğraştığını duymamışsınızdır. Bir de Amerika ve Rusya 100 yıldır bir birlerini tehdit edip dururlar ama hiç bir birlerine ufacık bile olsa saldırdıkları olmamıştır, ufak bazı ambargolar dışında, aynı İran'ın İsrail'e atıp tutup ama hiç bir birlerine dokunmamaları gibi.

Neyse Rusya'nın etkinlik konusuna gelelim, Rusya kendi bölgesinde Orta Avrupa, Orta Asya ve Çini çok uzun zamandır kontrol etmektedir. Çin'i komunizm ile yıllarca idare etmiş, diğer ülkeleri ise başlarındaki bulunan kendi yanlısı yöneticiler ile idare etmiştir. Fakat komünizmin eşit halk ilkesini benimsemesine rağmen, sadece komünist yöneticiler dışında hep eşit şekilde halkın ezildiğini farketmesi ile isyanlar başgöstermiş 1990 yılında bazı Orta Avrupa ülkeleri ile Asya daki Türk halkları devletlerine kavuşmuşlardır. Kendisinden Allah Razı Olsun, bu dönem de  Turgut Özal o yeni kurulan Türk devletleri ile fazlasıyla ilgilenmiş ve halen Türkiye'nin var olduğunu onlara hatırlatmıştır. Fakat kendisinin Şehit edilmesi ve sonra Ülkemizde çıkan iç huzursuzluklar sayesinde bu süreç iyi yönetilemiş tekrar bu Türki devletler başlarına Türkiye'yi destekleyen yöneticiler değilde Rusya güdümlü yöneticilerin gelmesi ile sankiz bizlere düşman bir ülkeymişcesine yaşamaya devam etmişlerdir.

Rusya biliyor ki bir gün bu Halk uyanırsa, tekrar yüzünü Türkiye'ye çevirirse kesinlikle bu onların sonu olur, çünkü aynı Arap ülkeleri gibi kendi topraklarında kömür, petrol ve gaz dışında neredeyse hiçbirşey yetişmemektedir. Sanayisi ise gün geçtikçe erimekte, kendini güncellemeyememektedir. Çünkü Türkiye'yi fark eden soydaşlarımız bizim etrafımızda kenetlenirse Rusya kuzeyde yapayanlız bir ülke konumuna dönecek. Çünkü onlarda var olan gaz, Türki devletlerde de var, petrol onlarda gene var. Oysa Rusya bugün ne Azerbaycan, ne Kazakistan, ne de Türkmenistan'ın gaz ve petrollerinin satılmasını istemiyor ve hep bunu durduruyor.

Aşağıdaki grafikte Rusya'yı ve bir zamanlar yönetimleriyle Rusya'ya bağlı olan ülkeleri görüyorsunuz.



Rusya'nın yönettiği ülkeler
Türkiye 2000 yılından sonra Rusya'nın endişe ettiği şekilde uyanıyor ve Türki cumhuriyetleri ile Avrupa, Afrika ve Asya'daki ona gönülden bağlanacak ülkelere tekrar kendini hatırlatıyor. İş kolay değil tabiki, çünkü 100 yıldır unutturulmaya çalışılmış bir ülkeyi geri hatırlatmak 1 günlük iş değil. 10 yıllık çabanın ardından Başta Mısır (Mursi ile) Özbekistan ve Türkmenistan Türkiye'ye bağlılıklarını belirtiyorlar ve diğer ülkeleri devre dışı bırakıyorlar. Diğer ülkelerle de bu çabalar devam ediyor ama ülke koltularına yapışmış o yöneticileri devre dışı bırakmak kolay değil, örneğin Kazakistan ve Azerbaycan, liderleri halen Rusya güdümünde. Halk ne kadar Türkiye'ye yakınlık kurmak istese de yöneticiler buna yüz çeviriyorlar. Neyse bu direnç te yavaş yavaş kırılmaya başlamış ve genişlemiştir. Ardından diğer ülkelere doğru ilerlemeye başladığını gören dış ülkeler bu duruma dur demek istedi.

En başta Rusya buna dur demek istedi, çünkü git gide kendi başına kalmaya başladı, sebebi Türkiye ve Kardeşleri. Bu sebeple düşürdüğümüz uçak konusunda sonuna kadar haklı olmamıza rağmen bir türlü bunu kabul etmiyor ve aksine hep gerginliğin tırmanması için şiddetli açıklamalar yapıyor, iş adamlarımızı göz altına alıyor, ihracatımıza ambargo koyuyor ve bize sattığı gaza kısıt getirmeye çalışıyor. Hatta bizi kızdırmak için asla kabul etmeyeceğimizi bildiği halde Ayasofya'yı kiliseye çevirin affedelim sizi diyor.

Adeta bizle savaş çıkmasını istercesine. Çünkü bu onların son hamlesi, eğer bir gerginlik çıkarıp bize bir darbe vuramazlarsa yarın öbürgün çürüyen savaş teknolojilerini yenileyecek para kaynağı ve gelimiş silahlarına sürecek mermiyi alacak paraları kalamayacak.

Aşağıdaki grafikte son zamanlarda Türkiye'ye yönünü çevirmiş ülkeleri görüyorsunuz (bu kurgusaldır)
Türkiye'nin etkili olduğu ülkeler



Yalnız dikkat ediyorum, tüm bunlar olurken ne Nato diye adlandırdığımız grup nede yıllardır azılı düşmanı gibi görünen ABD'den sert bir Türkiye desteği mesajı gelmiyor. Hepsi sessizce bizim de Rusya gibi şiddeti onlara karşı artırmamızı bekliyorlar gibi duruyorlar.

Dedikya bir birlerini ısırmayan iki devlet Rusya - ABD. Bu gerginlikten şu sonucu çıkarmadan edemiyorum, 2023'te son bulacak Lozan antlaşmasında olduğu düşününlen yer altı zenginlikleri Lozan daki ülkelere aittir maddesi hükmü bitecek ve her tarafımız yeraltı zenginliğiyle kaynaması sebebiyle bunları çıkarmaya başlayınca karşımızda tutunacak bir ülke kalmayacağından mı edişe ediyor lar acaba?

Kıbrıs'ı yönetenler Türk olduklarını unutuyorlar mı?

Kategori:
-
Kuzey Kıbrıs Tarihi

Kuzey Kıbrıs halihazır da 286binlik nüfusa sahip ve sadece Türkiye'den 1 milyar 250 milyon TL bütçe yardımı alıyorlar. Bu aldıkları yardım Kıbrıs'ın genel harcamasının 4'te 1'ne denk geliyor. Bu kadarcık nüfusla neredeyse İstanbul kadar bütçe harcıyorlar. Ne yapıyor bu Kıbrıs halkı, ülkemizi sevmemekten başka, bunun ben söylemiyorum, oraya gidip vatani görevini yapan bütün Türk askeri söylüyor. Normal şekilde giden halka bu kadar sert değillermiş ama askerimize tavır alan birisi, ülkemize tavır almış sayılır, başka bir izahı yok. Bence orada nüfus değişikliği yapmamız lazım. O topraklar CHP kafalılara terkedilemez. Keyfimizden göndermiyor biz o paraları, vatan topraklarına sahip çıksınlar diye gönderiyoruz ama onlar görülüyor ki Türkiye'nin gönderdiği paralara sahip çıkmaktan ileri giden bir düşünceleri yok.

Tek dertleri Türkiye'den ayrılıp İngiltere güdümüne girmek. 1967'lere kadar da İngiliz mandasıyken oranın vatandaşı sayılıyorlar dı diye hala o günleri istiyorlar. Ama Türk olduklarını unutuyorlar, yoksa değiller mi?

Devlet her sektörde olmalı ve alanında lider olmalı

Kategori:
-
Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Müdürlüğü Blobr.com diye blog yazarları ve yerel haber sitelerine özel bir site tasarlayıp, hizmete almışlar. Siteye üye olup sitesini meta kodu ile doğrulatan blog sayfalarının yazılarını buradan yayınlıyorlar. Bi nevi Google News ile Google Blog Search'ın birleşimi gibi olmuş. Bu girişimi bile eleştirenler oluyor, devletin bu tür işlere el atmasını doğru bulmuyorlar, sadece devlet kurumları alanına kafa yorması gerektiği düşünüyorlar. Devletin bazı işlere el atması değil hemen her işe el atması lazım. Birşeyi anlamak için o işi yapman lazımki, ne, neden, nasıl, niye, niçin olduğunu bilesin. Böylece o sektöre daha akılcı ve kalıcı çözümler üretebilirsin. Doğru birşey bence. Devletin bu noktada tek eksiği şu, bir şey yapmak istiyor ama karşısına çıkan o işi yapacak kişiler yada firmalar biraz vasat oluyor.

Misal e-devleti ilk çıkardıklarında site tasarım ve işlevsellik olarak vasat durumdaydı, teknik sorumlu firmayı değiştirdilerde kendine geldi, ösym siteside aynı durumda, yani kalas gibi site, ne tasarım hoşluğu var ne estetik çalışma düzeni. Bildiğin budaklı kalası alıp ortaya dikmişler, hiç zımpara etmemişler. Osmanlı devletçilik geleneğinde estetik bir zorunlu felsefe gibiydi. Halka hizmet olarak yapılan her ne olursa olsun muhakkak intizam bir tasarım, ferah bir yapı, kolay bir kullanım üzerine yapılırdı, sağlamlık ise bırak asılığı bin yıllarca hizmet vermesi üzerine olurdu. Zamanımızda memurluk garanti para gibi görülüyor. Ama Osmanlı'da memurluk bir sahabe görevi gibi görülüyordu. Bir memurun 1 çocuğu olduğunda aldığı maaş atıyorum 1000 TL ise, 2000 TL'ye çıkarılır ama o fazladan aldığı parayı o çocuğu daha küçüklükten itibaren iyi bir devlet memuru olması için yetiştirilmesi istenirdi. Osmanlı'dan en basit bir memur örneği vermek gerekirsek Ali Kuşçu'yu verebiliriz. Kendisi aslen bir memurdur, ama kimdir Ali Kuşçu dersen gelmiş geçmiş en iyi matematikçilerden, astronomlardan olduğunu görürsün. Fatih'in döneminde Ayasofya Medresesinde öğretim üyesidir. Asıl işleri bu iki alan olmasına rağmen bilgisini tek noktalarda sınırlı tutmamıştır. Bir misal vermek gerekirse, Fransız elçisi İstanbul'u ziyarete gelir, sohbet ederlerken Fransız elçisi sürekli kendi eğitim sistemleri üzerine kendilerini yüceltir, ilim alanındaki başarılarından övünürler. Alaycı bi şekilde Ali Kuşçu'ya sorar, siz fizikten anlarmısınız diye? Ali Kuşçu derki, anlamam mı, benim bunun üzerine bir kitabım bile var der. Fransız elçisi şaşırır ve görmek istediğini belirtir. Ali Kuşçu sabah getireceğini belirtir. Ardından Ali Kuşçu oturur sabaha 80-90 sayfa kadar bir kitap yazar, elçi kitabı görünce çok şaşırır. Burdan da görüleceği gibi Fransız elçisini hayrete düşürücek kadar, istediğinde bir kitap yazacak kadar alanı dışında bir bilgiye sahiptir.

İşte son 90 yılda devlet memurları birer prof seviyesinden ilkokul mezunu cahil kesim tipine döndürüldükleri için yapılacak şeyleri daha iyi nasıl yapılır bilemiyorlar. Birçok devlet dairesinde memurlara dikkat ettiğinizde bir çoğunun klavye kullanırken işaret parmalarından daha fazlasını kullanan bile yok. İş böyle olunca devletin üstü birşey düşünse bile hep alttan sekteye uğruyor. Devlet memurlarımızın hemen hepsi görev adamından ziyade emir adamı olmuşlar, amirim ne derse odur diyip sadece bir işe konsantre oluyorlar, daha ilersine kendilerini geliştirmiyorlar. Sanırım tek konsantre oldukları iş gene amirine itaat. İnşallah en kısa sürede bu zihniyetimiz değişir.

THK-13 uçan kanat, Türk hayalet bombardıman uçağı, Kopyası Amerikan B2 Bombardıman Uçağı

Kategori:
-
[caption id="attachment_3377" align="alignnone" width="700"]Soldaki: 1948 THK-13 uçan kanat, Türk hayalet uçağı, Türk Hava Kurumu 1948 yılında Ankara Etimesgut'daki fabrikasında üretti - Sağdaki 1981 üretimi Amerikan uçan kanat B2 bombardıman uçağı, piyasa satış fiyatı 1 milyar $ civarı Soldaki: 1948 THK-13 uçan kanat, Türk hayalet uçağı, Türk Hava Kurumu 1948 yılında Ankara Etimesgut'daki fabrikasında üretti - Sağdaki 1981 üretimi Amerikan uçan kanat B2 bombardıman uçağı, piyasa satış fiyatı 1 milyar $ civarı[/caption]

THK-13 uçan kanat, Türk hayalet bombardıman uçağı, Amerikan tarafından kopya edilerek 1981'de üretilen B2 Bombardıman Uçağı, şu anda 1 adetinin piyasa satış fiyatı tam 1 Milyar $'dır. Biz ize bu uçağı ilk üreten ülke olduğumuzu biliyor muydunuz? 1948 yılında Türk Hava Kurumu (THK) tarafından üretilen THK-13 Uçan Kanat Türk hayalet uçağımız gene 1948 yılında bir yahudi olan Sedat Simavi tarafından kurulan ülke içindeki en büyük vatan haini yetiştirme ve kullanma kurumlarından olan Hürriyet gazetesi ve aynı fikir ve duygu bağını taşıyan diğer yayın organları tarafından önce kötülenerek sonrada yaptığı bir kaza üzerine tüm üretimleri iptal ettirilerek uçak üretim piyasasından çekildiğimizi biliyor muydunuz? Ne acıdır ki böyle değerli bir projenin son bulunması Adnan Menderes (1952) zamanın da olmasına denk gelmiştir.

THK-13 fotoğraflarını görmek için tıklayınız

THK-13 uçan kanat hakkında basında çıkan haberler;




Takvim Gazetesinin köşe yazarı Emin Pazarcı'nın Mayıs 2012'de yazdığı ABD kazığını yeni çıkarıyoruz isimli yazısı


Amerika bize öyle bir kazık atmış ki, dövünüp kendimizi yerden yere vursak yeridir. Aradan altmış küsur yıl geçtikten sonra şimdi yeni çıkarıyoruz. İnanılması güç ama ABD'nin Irak'ta kullandığı o teknoloji harikası "hayalet uçakları" ilk biz ürettik. Hem de 1948 yılında! Sonra, Marshall Planı ile birlikte uçak üretiminden vazgeçtik. Öyle bir hale getirildik ki, bırakın uçağı, şimdi yerli otomobil üretip üretemeyeceğimizi tartışıyoruz.
THK Havacılık ve Uzay Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ünsal Ban'ın verdiği bilgiler, tüyler ürpertici!..
Bugün yerli otomobil yapıp yapamayacağı tartışılan bu ülke, 1930'dan 1950'ye kadar uçak üretti.
Hem de 15 farklı modelde. Yetmedi, bunları Danimarka ve Hollanda gibi ülkelere de ihraç etti. Çizdi, üretti ve sattı!
Bu ülke, 1948'de "uçan kanat" yaptı. Yani, Körfez Savaşı sırasında ortaya çıktığında hepimizi hayran bırakan ABD yapımı "hayalet uçakların" projesi bize ait. Üstelik, bunlar sadece kağıt üzerinde kalmadı, "uçan kanatlar" Etimesgut'ta denenip uçuruldu da. Bakın fotoğraflarına, aralarında hiçbir fark yok. 1946-1947'de bizim düşünüp 1948'de gerçekleştirdiğimizi, Amerika 33 yıl geçtikten sonra 1981'de hayata geçirebildi!
Sonra, Marshall Planı devreye sokuldu. Bize, "Siz neden uçak üretmekle uğraşıyorsunuz" dediler:
- Gerek yok. Bırakın bu işleri.
Biz üretir, size yardım olarak veririz.
Biz fabrikaların kapısına kilit vurduk. Onlar da gönderdiler hurdaları, sattılar yedek parçalarını.
Frenlediler, durdurdular, sömürdüler! Yıllar boyunca ülkeyi yönetenlerden bir Allah'ın kulu da çıkıp bu ihanete "dur" demedi! Dile kolay; aradan tam 64 yıl geçtikten sonra açığı kapatmaya çalışıyoruz. İlk adım bugün atılacak.
THK Havacılık ve Uzay Bilimleri Üniversitesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından saat 10:30'da açılacak.
Peki ne yapacak bu üniversite?
Pilot, teknisyen, hava trafik kontrolörü ve kabin memuru yetiştirecek. 2014'ün ilk aylarında da semalarımızı bu üniversitede üretilecek yerli uçaklar kaplayacak.
Kaderin cilvesine bakın ki, uçakların üretimi 1950'lere kadar kullanılıp kapısına kilit vurulan o eski "uçak fabrikası" binasında gerçekleştirilecek.
Bitmedi, bu kadar da değil...
Buradan astronotlar yetişecek.
Türkiye'nin ortaya koyduğu "2023 Yılı'nda uzaya çıkacağız" hedefini THK üniversitesi mezunu astronotlar gerçekleştirecek. Birileri yine taş koymaz ve engellemez ise, belki yerli uzay mekiğimizi bile yapacağız.
Türkiye için heyecan verici bir tablo.
Oysa, yıllar önce önümüze taş konulmasa, ufkumuz kapatılmasa, bütün bunlar son derece basit ve rutin havacılık faaliyetleri olarak görülecekti! Üstelik, havacılık alanında dünyada büyük bir değişim var...
THK Üniversitesi de resmi açılışı yapılmadan bu değişimi kavramış durumda. Öyle görünüyor ki, 2020'li yıllara gelindiğinde uçakların da pabucu dama atılacak. 1800'lü yıllardan kalma "hızlanarak havalanma" anlayışı terk edilecek.
Muhtemelen geleneksel uçakların büyük bölümü hurdaya çıkacak.
Gökyüzünü, uçan daire benzeri başka hava araçları kaplayacak.
Şimdilik adı konulamıyor. Henüz ticarileştirilmedi ama Japonlar ilk üretimi yaptı.
Bu hava araçları, piste ihtiyaç duymayacak. Olduğu yerden kalkıp, istedikleri yere iniş yapabilecek. Kim bilir, belki gelecekte otomobillerin yerini uçan daire benzeri bu hava araçları alacak.
Rektör Ünsal Ban da dikkatini bu noktaya çevirmiş durumda ve oldukça iddialı:
- İşte biz bu yeni teknolojiyi yakalayacağız. Türkiye büyük bir değişim içinde.
Dünyanın 37. havacılık üniversitesinin bugün Cumhurbaşkanı tarafından Ankara'da açılacak olması, bu değişimin en önemli göstergelerinden biri.
Üstelik, THK Havacılık ve Uzay Bilimleri Üniversitesi, emsallerinden çok daha avantajlı.
90 uçağı ve 4 pisti ile imkânları en geniş olanı.
Alt yapımız hazır.
Yetişmiş beyin gücümüz var.
Amerikalılar'ın 1981'de başardığını, 33 yıl önce 1948'de düşünüp hayata geçirecek kadar da ufuk sahibiyiz. Bu ülke insanı, yıldızlara bile ok atar! Yeter ki, iyi yönetilsin ve önüne taş konulmasın.


 


Linklup.com isimli internet sitesinin Osman Selçuk Özkan isimli yazarı tarafından Ağustos 2013'de yazılan yazısı


Bir zamanlar bu ülkede iyi şeyler de yapılmış. “Bu memleketten birşey çıkmaz” diyenlere inat yerli arabayı da üretmişiz, uçağı da. Ancak ülkenin önünde duran birtakım karanlık güçler satılmış bürokratların da gayretleriyle bu yükselişi tersine çevirmeyi ne yazık ki başarmışlardır.

Birkaç yıl önce filmi de yapılan ilk yerli otomobil Devrim’in acıklı hikayesini bilirsiniz. İşte bu da onun gibi birşey.

Bir zamanlar uçak üretmişiz uçak. Ancak bugün uçak tekerleği bile üretmeyen bir durumdayız. Bu gün eğer bu noktadaysak günümüze kadar gelen tüm iktidarların, tüm bürokratların bunda katkısı vardır.

İlk test uçuşunda birtakım sorunlar yaşayan ekibin projesi basın tarafından acımasızca eleştirilmiş, adeta yerden yere vurulmuştu.

THK-13’ün bu ilk ciddi kazasına basının tepkisi ilginçti. Önde gelen gazetelerin çoğu, ağız birliği etmişçesine projenin maliyetini eleştiriyor, THK projelerini yerin dibine sokuyor; Kurum’u alaya alıyor, aşağılıyordu. Örneğin 28 Ağustos 1948 tarihli Hürriyet gazetesinin ilgili habere layık gördüğü başlık ve giriş şöyleydi:

  • Hava Kurumu bir uçan kanat inşa etti

  • Uçan kanat Çankaya üzerinde düştü

  • Bundan habersiz olan radyo da Hava Kurumunun başarılarını methetti!

  • 29 Ağustos tarihli Hergün gazetesiyse, haberi şu başlıkla veriyordu:

  • Zararın neresinden dönülürse!


Neredeyse tüm gazetelerde, kazayı konu alan haber şu paragrafla bitiriliyordu:

“Uçan kanadın düşmesinden sonra Hava Kurumu tayyare imal etmekten vazgeçmiş ve piyasadan çocuk karyolası, masa, dikiş kutusu gibi siparişler almaya başlamıştır.”

İşte bu ülkenin ve Türk mühendislerinin önünü kesmek için sözleşmiş satılmışlarla, yardakçı basının daha önce de ülkeyi defalarca nasıl sattığının, nasıl baltaladığının ve bu halkı nasıl aptal yerine koyduğunun hüzünlü hikayesidir…

Şimdi gelelim konuya…

Askerlik görevini tamamlayıp 1947 yılı sonunda THK Uçak Fabrikası’ndaki görevine geri dönen Yüksek Mühendis Yavuz Kansu, farklı bir uçak geliştirmek istediği “uçan kanat” projesini yönetime bildirdi. Yakın zamanda sona eren İkinci Dünya Savaşının ardından fabrikada görevli Polonyalı mühendisler ülkelerine geri çağrılmış, fabrikada sadece Türk mühendisler hizmet vermekteydiler. Bu projeyle aynı zamanda Türk mühendislerinin yapabileceklerini de ortaya koyacaktı. Düşük maliyetli “uçan kanat” projesinin uluslararası havacılık sanayiinde ses getirmesi bekleniyordu.

Süratle tamamlanan ana tasarım ve teknik hesaplamaların ardından fabrikanın 13. projesi olması vesilesiyle “uçan kanat”a THK-13 ismi verildi. Planörün, hafif olması için ahşaptan imal edilecekti. Tek pilot tarafından yönlendirilmesi düşünülen uçağın kokpitinin üstü açıktı. Hemen altında ana iniş takımı bulunuyordu. Uçakla veya otomobille çekilerek havalanacak şekilde tasarlanmıştı.

O yıllarda ülkemizde henüz rüzgar tünelinin olmamasından dolayı hazırlanan 1/10 ölçekli model, THK-5 uçağının üzerine konularak gerekli testler gerçekleştirildi. Hava akımı ve kumanda değerleri yapılan hesapları doğruluyordu. Hemen üretime geçildi.

İLK TEST UÇUŞU


Aşağı yukarı 8 ay süren çalışmalar sonrasında THK-13 prototipi tamamlanmıştı. İlk uçuş 20 Ağustos 1948 de Test Pilotu Kadri Kavukçu tarafından gerçekleştirdi. Pistte küçük aralıklı zıplamalarla başlayan testler yerini kısa uçuşlara bıraktı. Planör bu uçuşlarda Focke-Wulf 44 uçağıyla çekilerek kalkıyordu.

26 Ağustos’da yapılan uçuştaysa talihsiz bir kaza yaşandı. Uçakla havalanan THK-13, Çankaya üzerine gelerek Cumhurbaşkanı İnönü’ye gösterilecekti. 300 metre yükseklikte Çankaya semalarına varan THK-13 bir anda uçağın bağlı olduğu telden kurtuldu. Uçan kanat, Küçükesat bağlarındaki düzlüğe inmeyi başardı. Mecburi iniş ufak defek hasarlarla atlatılmıştı.

Derhal kurtarma ekipleri olay yerine vardılar. Planör hızla tamir edildi. Olduğu yerden Focke-Wulf 44 uçağıyla çekilerek tekrar havalandırıldı. Yerden yükselen THK-13 kısa süre sonra tekrar telden kurtuldu ancak bu sefer daha sert bir iniş yaptı. Kazada pilot hafif yaralanırken, planörde ağır hasar oluşmuştu.

Ekip yılmadı… Fabrikada çalışmalar tekrar başladı. Tasarım elden geçirildi ve ana yapı güçlendirildi. Bu kez Cemal Uygun test pilotu olarak seçilmişti. Kısa sürede tamamlanan çalışmaların ardından 29 Eylül de ilk uçuş planlandı. Sıçrama testlerinden sonra ertesi gün daha uzun uçuş yapılmasına karar verildi. 30 Eylül günü kalkış sırasında uçağın çektiği THK-13 sağa kaçmaya başlamıştı. Pilotun verdiği kumandalardan yerden bu kaçışın önlenemediği anlaşılıyordu.

Test pilotu Cemal Uygun, çok az irtifa aldıktan sonra teli çeken uçağı tehlikeye atmamak için teli bırakmak zorunda kaldı. THK-13 yan yatarak piste çarptı. Bu kez de pilot kazayı hafif sıyrıklarla atlatmış ancak planör tamamen parçalanmıştı. Yapılan incelemelerin ardından kanat içindeki ağaç parçaların sıkıştırılmasında kullanılan mengenin unutulduğu farkedildi. Yerinden çıkan mengene kalkış sırasında sıkışarak kumanda sisteminin çalışmasını engellediği ortaya çıktı.

Yine Devrim otomobilinde olduğu gibi dereyi geçip kıyıda boğulmuştuk.

Paris Havacılık Fuarı’nda sergilenen, yurtdışında büyük ilgi gören THK-13 projesi kazadan sonra geliştirilemedi. Büyük heyecanla başlayan ilk yerli uçak projesi tarihin tozlu yaprakları arasında kayboldu gitti.

NEDEN UÇAN KANAT


Teorik olarak uçan kanat, aerodinamik açıdan en verimli uçuş yeteneklerine sahip uçak tasarımıdır. Bunun nedeni, hava filelerinin kanat yüzeyini tam olarak kullanması. Böylece irtifa kaybetmeden daha fazla süzülebilen uçan daha az motor gücüyle ekonomik uçuş yapılabiliyor.
Kanatlarla birlikte yüzey genişlediği için taşıma kapasitesi standart tasarımların çok daha üzerinde.
Tasarımın dezajantajı uçağın kontrolünün zor olması. Bu problem yeni nesil uçaklarda geliştirilmiş otopilot sistemleriyle çözülüyor.
Boeing in “Phantom Works” (Hayalet İşler) bölümü tarafından geliştirilen 7 metre kanat açıklığına sahip X-48B, NASA nın desteklediği fonlarla ilk uçuşunu 2007 de yaptı. 3 bin metre yüksekliğe çıkabilen uçak, saatte 220km hıza ulaştı. Modelin geliştirilerek önümüzdeki 20 yıl içinde sivil yolcu taşımada kullanılması planlanıyor.

Halen kullanılmakta olan B-2 bombardıman uçağı, uçan kanat tasarımının en başarılı örneği. Havacılık dünyasının 1 milyar dolarlık birim fiyatıyla en pahalı uçağı ünvanını elinde bulunduran B-2, radara yakalanmıyor.


THK-13 Türk Uçan Kanat hakkında paylaşılan fotoğraflar



Not: Fotoğraflar kopkit.aero isimli internet sitesinin Yıllar önce uçan kanat yapmıştık!  isimli yazısında paylaştığı fotoğraflardır.

[gallery link="file" ids="3349,3367,3350,3351,3352,3353,3354,3364,3355,3356,3357,3358,3359,3360,3361,3362,3363,3365,3366,3377"]

İnsanlık tarihi kaç yıl?

Kategori:
-
[caption id="attachment_3333" align="alignnone" width="820"]Fotoğraf, Flickr Fotoğraf: Afriandi Syahfrilhttps://www.flickr.com/photos/adrisigners/[/caption]

Başta yahudiler olmak üzere ve hemen ardından da ateist halklar gelicek şekilde bizlere hep Allah (C.C.)'ı inkar etmek üzere baskı yaparlar. Bunları başaramadıkları için dolayı yola, yani insanlık tarihi yalanına başvurmayı tek çare görmüşlerdir. Bunlardan en bilineni tarihi kalıntılar yalanlarıdır. Hep bir fosil bulduklarında dedikleri şudur, evet tarih değişiyor, daha önce bulunan 3 milyon yıl öncesine ait ilk insan fosilini aklınızdan çıkarın, işte yeni bulunan bir iskelet fosili 4 milyon yıl öncesine ait. Bizlerde ağzımız açık vaybeee deriz sadece. Bir başkası daha yaşlısını bulduğunu iddaa eder, diğeri daha da yaşlısını, bir ilk insan Afrika'da ortaya çıkar, bir Kuzey Avrupa'da. Bir çoğumuz da bunu zaten kabullenmişizdir ve oynanan ateizm oyununun gölgesine girmişizdir de farkında değiliz.

Hemen ardından gelen bir diğer yalan ise ilk konuşmayı ne zaman öğrendiği, ateşin ne zaman keşfedildiği ve yazının icadı. İlk hayvanı ne zaman evcilleştirmişiz, ne zaman alet kullanmayı öğrenmişiz, ilk çiftçilik ne zaman başlamış gibi bir çok yalan ile devam ederler. Biz biliyoruz ama farkında değiliz, bu yazılanları okuyunca bildiğimiz asıl gerçekler hiç aklımıza gelmiyor nedense. Evet, İlk İnsan ile başlayalım.

İlk İnsan Kimdir?


Bu soruyu sorunca hepimiz düşünüyoruz, aklımıza okuduğumuz haberler ya da ateizmin baş savunucusu belgesel kanalları National Geographic, Discovery Channel (bu kanallara dikat edin, hepsi yahudi kuruluşlu ve hepsi belgesellerinde hep ateizmi ön plana çıkarır, her seferinde evrim de evrim diyip dururlar ama inanışlarına en sağlam kavimlerden biri yahudi kavmidir aynı zamanda, çünkü bu kanallarında amaç kendileri değil bizleriz zaten) gibi kanallarda izlediğimiz belgeseller gelir. Ama Allah (C.C.) Kur-an'ı Kerim'de söylemiş, birçok kimse bunu düşünmez bile, hep aklımıza farklı şeyler işletmişlerdir. Örneğin internet kullanıcılarına da dayatmaya çalışılan en adil ve gerçekçi bilgi kaynağı wikipedia'dır gibi bir inanışta olan bilgi kaynağı sitesinde de İlk İnsan isimli konuda sizleri bir kararsızlığa itmeye çalışırlar. Sitenin İngilizce ve Türkçe kısmında yer alan ilk paragrafı aynen şöyledir;
İlk insan, farklı din ve milletlerin yaratılış mitolojilerinde tanrı veya tanrılar tarafından ilk olarak yaratıldığına inanılan insan. Evrim teorisine göre insanın evrimi milyonlarca yıl süren ve küçük değişikliklerden oluşan bir sürecin sonucudur ve ilk insan denebilecek tek bir canlı yoktur.

Various creation myths describe the legendary first human. In theology and literary studies, the word protoplasts is used as a technical term for the first people in this sense. In each case it can be either male, female, or a couple.

İşte yahudi propagandası olan ve asıl amacı İslamiyeti sonlandırmak, insanları yahudilerin birer köpeği haline getirmek olan ateizmin amaçladığı bu tezgah ile hiç aklımıza gelmeyen gerçek sorunun cevabı şudur.

Allah (C.C.)'ın Kur-an'ı  Kerim'de bizlere bildirdiği üzere ilk yaratılmış ve dünyaya indirilmiş ilk insan Hz. Adem'dir. Şimdi diceksiniz ki ya biliyoruz bunu zaten ne alaka. Ama kaçınız ilk insanla ilgili bir belgesel yayınlandığında ya bi git işine dedi, çoğumuz oturup acaba kimmiş diye ilgi ile izlediğimiz neredeyse kesin gibi.

Diğer aklımızdan çıkarılmak istenen gerçek bilgiler;

Ne zaman konuşmayı öğrendik, Yazı ne zaman icat edildi, Ateş ne zaman bulundu, Aletler ne zaman kullanılmaya başlandı, Hayvanlar ne zaman evcilleştirildi


Belgesellerde bizlere gösterilen, hatta benim hatırladığım ilkokulda aldığım bir tarih atlasında gösterilen figürlerde ilk insanların mağaralarda yaşayan yarı çıplak, saç sakal bir birine girmiş işaret dili ile konuşmaya çalışan kişilerken yavaş yavaş bazı şeyleri öğrenerek bugün kü insan halimize geldiğimizdir. Böylece bizleri balıktan ve maymundan geldiğimiz masalına inandırmak için bir adım öne geçmiş oluyorlar.

Örneğin tarihi bilgilerde yazı M.Ö. 3300 yılında Sümerler tarafından icat edilmiş ve ateş ise 1 milyon yıl önce paleotik çağ civarında icat edilmiş deniyor.

Ne zaman konuşmayı öğrendik, Yazının icadı ne zaman


Oysa ki Allah (C.C.), Hz. Adem'i dünyaya gönderdiğinde ona Hz. Cebrail aracılığıyla 10 sahife indirmiştir ve Hz. Cebrail Hz. Adem'le konuşmuşarak anlaşmaktadır. Allah (C.C.) tarafından gönderilen bu 10 sahife de dünya da uyulması gereken emir ve bilgiler yer almaktadır. Demek ki yazı zaten ilk insan Hz. Adem zamanın dan beri varmış, sonradan yaşaya yaşaya yazıyı keşfetmemişiz, ilk başından beri biliyor muşuz.

Ateşin Bulunması


İlk ateş Allah (C.C.)'ın verdiği emirle 4 büyük meleklerden biri tarafından cehennemden alınarak ve 70 defa suya sokup soğutularak dünyaya indirilen Hz. Adem'e kullanması için verilmiştir. Yani ateş zaten bulunmamıştır, direk Hz. Adem'e verilmiştir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)'im bizlere bildirdiği sahih buhari hadis aynen şöyledir.
Muvatta' adlı eserinde İmam Mâlik... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Rasûlullah (S.A.V.) şöyle buyurmuştur:
"İnsanların yakmış olduğu ateş, cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçadır."
Ashab: "—Ey Allah'ın Rasûlü! Dünya ateşi (cezalandırmak için) yeterlidir" de­diler. Rasûlullah (S.A.V.) de:
"— Cehennem ateşi dünya ateşinden altmışdokuz derece daha şiddetli kılındı." buyurdu. (Muvatta, Cehennem,
Buhari... Ebû Hüreyre'den rivayet etti ki; Peygamber (S.A.V.) şöyle bu­yurmuştur:
"Doğrusu sizin bu ateşiniz, cehennem ateşinin yetmiş parçasından bir parçadır. Denize de iki kez vurulmuştur. Eğer böyle olmasaydı Cenab-ı Al­lah onu hiç kimseye faydalı kılmazdı." [37] Bu hadis, Buharı ve Müslim'in sıhhat şartlarına uygundur.

Hatta Cübbeli Hocadan dinlediğim bir rivayete göre bu ateş dünyaya bırakıldığında sıcaklığından dolayı yeri delip baya aşağıda kadar gitmiş.

Buradan da ilk insanın zaten ateşi bildiği ve kullandığı anlaşılıyor.

Kesici Aletler, Çekiçler vs. Ne Zaman İcad Edildi


Hz. Adem dünya'da ilk ziraat mühendisliğini yapan kişiydi ve oğullarından Kabil'de çiftçiydi, toprağı işler ve mahsül yetiştirirlerdi. Buradan da anlaşıldığı üzere İlk İnsan'dan beri insanlık tarihi çiftçilik yapmayı biliyor ve en önemlisi bunları yapmak için gerekli aletleri üretip kullanıyordu, yani daha sonradan icat edilmedi, Allah (C.C.) onlara öğretti.

İlk Hayvan Ne Zaman Evcilleştirildi?


Hz. Adem'im diğer oğlu Habil çobandı ve bildiğiniz o meşhur sınavda Allah (C.C.)'a adadığı Koçu yetiştirmişti. Allah (C.C.) bu adağı kabul etti ve onu aldı. Bu koç zaten daha sonra Hz. İbrahim'in Hz. İsmail'i Allah (C.C.)'a kurban etmesindeki sınavdan sonra Hz. İbrahim'e kesmesi için dünyaya geri gönderilmiştir.

Buradan da anlaşıldığı üzere zaten ilk andan itibaren hayvanları kullanıyor, besliyor, faydalanıyormuşuz.

Peki asıl sorumuza gelelim;

İnsanlık Tarihi Kaç Yıldır?


Hz. Adem'den bu yana gelen peygamberlerin hadislerde bildirildiği ortalama yaşam sürelerine ve peygamberlerin sıralarına göre yapılan kaba bir hesapta İnsanlık Tarihi yaklaşık 15bin ile 16bin yıl arasında olduğu hesaplanmaktadır.

Cübbeli Ahmet Hoca'nın bu konu üzerine bir videosuda var, geçmiş konuşmaların arasından bulup çıkardığımda onuda yayınlayacağım.

Evet videosunu buldum, aşağıdan izleyebilirsiniz, süresini 3 saat 16 dakika 47. saniyeye getiriniz.



Yazımızın özetine gelecek olursak bizlere belgelsellerde, filmlerde ve kasıtlı hazırlanmış tarih kitaplarında anlatılan yalanları unutun, he diyip geçin, çünkü gerçek zaten Kur-an'ı Kerim ve Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'min hadisleri sayesinde belli.

Twitter ülkeleri karıştırın bir ajan mı?

Kategori:
-
[caption id="attachment_3329" align="alignnone" width="820"]Twitter ülkeleri karıştırın bir ajan mı? Twitter ülkeleri karıştırın bir ajan mı?[/caption]

Bu twitter'da tabiri caizse ayranı yok içmeye tahterevanla gidiyor tuvalete. Hakkında, hemen hemen her sene kâr etmiyor diye haberler çıkıyor, zarar üstüne zarar ettiği açıklıyor ama gene de yüksek fiyatlarla ürünler, projeler, siteler satın alıyor. Örneğin son 5 yıllık gelir raporunu inceleyecek olursak 5 senenin 4'ünde de fena zarar etti. Neredeyse gelirinin 2 katı gideri/zararı oldu. Aşağıdaki tablo Amerikalı ekonomi sitesi marketwatch.com'dan alınan verilere dayanmaktadır.

Twitter'ın 5 yıllık gelir gider tablosu



[caption id="attachment_3327" align="alignnone" width="820"]Twitterin 4 yıllık zarar tablosu Twitterin 4 yıllık zarar tablosu[/caption]

Tablo da görüldüğü üzere 2010, 2011, 2013 yıllarında gelirinin 2 katına yakın zararı mevcut. 2014 yılı ilk çeyrek raporu incelendiğinde ise 250.49 milyon dolar gelirine karşın 294.36 milyon dolar gideri mevcut, ilk çeyrekte de zarar 43,87 milyon dolar.

Twitter'ın çalışan işçi sayısı



Acaba diyoruz çalışan sayısımı çok fazla, oda fazla değil, 2012 yılına kadar 1000 kişilerin altında seyretmiş, borsaya açılınca doğal olarak dünyanın çeşitli yerlerinde ofisler açıp işe alımlar yaptığı için 2013 Kasım ayı sonunda 2700 çalışana ulaşmış. Facebookla kıyaslayacak olursak onun çalısan sayısı 6,818 kayıtlı üye sayısı ise 1,28 milyar, Twitter'ın kıyaslaması 2700 çalışan ve yaklaşık 645 milyon cıvarı üyesi mevcut. Yabi bu kadar üyeye göre gayet normal, belkide az.

twitter-calisan-sayisi

Lafı uzatmadan sonuca yaklaşacak olursak bu kadar zarara rağmen sürekli yüksel bedellerle satın almalardan da vazgeçmiyor. Örneğin buradaki satın alma haberlerini okursanız aldığı firmalardan oluşan haber sayısının sayfalarca olduğunu göreceksiniz.

Twitter bazı ülkeler adına çalışan bir ajan mı?



Sonunda geldik asıl yazının konusuna, yani benim aklıma gelen soru şu, kayıt dışı paramı alıyor bu twitter. Bu kadar para harcayacaksın, hep zarar edeceksin ve gene de büyük firmalar sana para yatıracak, senelerce karşılığı olmayan bir şeye söyler misiniz kim para yatırır. Bu yüzden el altından bir şey gelmeden ayakta durması da bir mucize.

Ama bir yandan bakıyorsun Arap Baharların da, Ukrayna'daki devrimlerde ve en önemlisi Türkiye'deki olaylarda hep ön planda Twitter var. Sürekli kışkırtmalar, kitleleri yönlendirmeler önce oradan başlıyor. Bir bakıyorsun Twitter'dan bir ünlü ilk mesajı atıyor ve hemen diğer ünlülerde peşinden geliyor. Suç derecesine varacak proveke saldırıları yapılıyor, Ülke yekili mercileri bu proveke yapanları ihbar ediyor ama Twitter buna özgürlük diyip kılına dokunmuyor. Ama bir ünlünün, bir firmanın kendisi gibi davranan ya da onlara karşı biraz sert tavır yapan birinin hesabı anında kapatılıyor.

İnsanın akılana gelen soru şu, Twitter ülkelerin iç işlerine karışmak amaçlı Blackwater tarzı bir örgüt gibi mi çalışıyor acaba. Bana bu gibi geliyor. Yoksa bir firma 2006'dan beri hep zarar hep zarar ile ayakta kalamaz. Böyle sektörlerde yer alan kurumlar hizmetlerden para kazanamazlar, neredeyse tek kazançları reklam gelirleridir. Ama buda yetersiz kalır, kâr ettirmiyor. Hiçbir firmada bu kadar sürede kâr etmeyen bir kuruma yatırım yapmaz. Şimdiye kadar bir getirisi olmadığı aksine fazla fazla götürüsü olduğu için onlarca kez kapatılması gerekirdi.

Bu sebeple Twitter gelirini aslında reklamlardan değilde özellikle Amerika, İsrail ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere bir çok ülkeden el altından aldıkları istihbarat paylaşımı ve provakasyon işlerinden gelen gelirler gibi görünüyor.

Nedir Bu Blackwater?



Blackwater hakkında bilgisi olmayanlar için, bir çok ülkenin ordusundan kovulan ya da bir sebeple ayrılan tecrübeli askerleri yüksek maaşlarla Blackwater denen ve hemen hemen tüm ülkeler tarafından sanki yokmuş gibi görmezden gelinen bir terör örgütüdür. Örneğin Almanya, Uganda da bir ihale almak istiyor ama bu ihaleyi bir başka ülkenin firması alacak, Almanya gidiyor bu örgüte parayı veriyor ve o ihaleye girmeye çalışan rakip firmada bir kaç kişiyi öldürüyor ya da başka bir şekilde zarar veriyor, ihale otomatikman Almanlar'da kalıyor. Eğerki Almanya bu olaya direkt kendi müdehale etse savaş sebebi sayılacak ve o ülke ile savaşa girmek zorunda kalacak ama bu örgüt hiçbir ülkeye bağlı değil, üstelik üyeleri tek bir ülkeye ait değil, hemen hemen her milleten üyesi var, hal böyle olunca suç terör örgütünde kalıyor. Yalnız biraz önce de dediğim gibi çoğu ülke bu örgütü kullandığı için kimse de bu örgüt diye açık açık konuşamıyor, olan kayıplar kim vurduya dönüşüyor.

Bu örgüt çeşitli kimsesiz adalarda konuşlanıp, ağır savaş eğitimi alırlar, adalar çoğunlukla bir ülkeye bağlı olmadığı için buradan da sıyrılmış sayılır. Örgütün en bilinen katliamlarından birisi Iraktaki Felluce katliamıdır ve hiçbir ülke halen bu katliam hakkında açıkça konuşamamaktadır.

Kısaca bu Twitter'da, sağlam bi pislik var!














              • - - - - -















Not: Bu ithamlarım sadece varsayımlara dayanmaktadır.

Asya'daki Türk Halkların da Rusya, Çin Zulmü, Hindistan Esareti

Kategori:
-
Rus siyaseti altında yaşayan bağımsız Türk devletlerimiz Türkmenistan (5,450,000), Özbekistan (24.632.583), Azerbaycan (9.494.600), Kırgızistan (5.482.000), Kazakistan (12.918.379), Tacikistan (7.800.000). Rusya içinde bulunan yaklaşık toplam 12.2 milyon (2002) civarında nüfusa sahip özü Türk Tatarlar (5.554.601), Başkırtlar (1.673.389), Çuvaşlar (1.637.094), Kazaklar (653.962), Azeriler (621.840), Saha Yakutlar (443.852), Kumıklar (422.409), Tuvalar (243.442), Karaçaylar (192.182), Özbekler (122.916), Balkarlar (108.426), Kafkas Türkmenleri ve Türkler (95.672), Nogaylar (90.666), Hakaslar (75.622), Altaylar (67.239), Yaka Türkmenleri (33.053), Kırgızlar (31.808), Şorlar (13.975), Gagavuzlar (12.210), Dolganlar (7.261), Kırım Tatarları (4.131), Tofalar (837) haklarımız vardır. Ve Çin boyunduruğu altında olan Doğu Türkistan (Sincan-Uygur Türk Devleti) 9.769.779 kişi (2009) Türk halkı yaşamaktadır. İran boyunduruğu altında Azeriler Afşarlar, Horasanlılar, Kaçarlar gibi kısaca o bölgede 30 milyondan fazla Türk yaşamaktadır. Gene Babürlüler ve diğer Türk devletleri ile yaklaşık 900 yıl yönettiğimiz Pakistan ve Hindistan'da yaşayan Keşmir, Himalaya, Mugal Türkleri'nin nüfusu 22 milyonu bulan kimi kaynaklara göre nüfusları 100 milyona ulaşmaktadır. İngiliz sömürgesi altında bizlere unutturlup gizlenmeye çalışan bu Türk hakları halen Urduca Türkçesi konuşabilmektedirler. Son olarak Avrupa-Amerika ve diğer bölgelerde yaşayan Türkiye göçmeni Türkleride ele alırsak 5,5 milyon civarı Türkde oralarda yaşamaktadır.

Asya'daki Türk Halkların da Rusya, Çin Zulmü, Hindistan Esareti

Kısacası Türkiye'nin dışında dünyada büyük çoğunlukla başkalarının esareti altında yaşayan 223.247.341 civarı Türk yaşamaktadır. Bunlar yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi Rusça ve Rus kültürü, Çince ve Çin kültürü, Hintçe ve Hint kültürü altında ezilere, dövülerek ve sömürülerek yaşatılmaya (daha doğrusu yaşatılmamaya) zorlanmaktadırlar.

Rusların yaptığı bir çok girişim için Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve bunlara ilaveten bazende Türkmenistan, Azerbaycan ve Özbekistan'ın imza atıp konular hakkında Rusya'nın yanında yer alması beni oldukça üzüyor. Rus hükümeti ne karar alırsa, sanki bu ülkeler içinde geçerliymiş gibi o ülke hükümetleride büyük oranda bu kararı uyguluyor gibiler. Mesela Rus hükümeti Ruble para sisteminden çıkıp altın para sistemine geçmeyi planlıyormuş, yeni para sistemine aynı zamanda Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan da Rusya ile birlikte bu para birimini kullanmaya başlayacaklarmış. Özellikle Kazakistan o kadar çok Rusya ile içiçe girmişki, kendi topraklarını Ruslara adeta onların toprakları gibi kullandırıyor. Ayrıca internet ortamında da aynı durum yaşanıyor. Bir vk.com, bir ok.ru, bir yandex.ru, bir mail.ru gibi popüler bir çok rus internet servisinde Rusçanın yanı sıra hemen bu ülke dillerinde de yayın bir devlet zorunluluğu gibi veriliyor. Hal böyle olunca devlet kafası olarak bize uzak olanlar git gide halk olarak ta uzak olmaktalar.

Bizlerinde devlet olarak bu tür hizmetlere yavaş yavaş el atamamız ve benzeri servislerimizi bu ülke dillerinde de yayına alma desteği vermemiz lazım. Örneğin mynet.com sitesinin mail, ve portal kısmına Türki devletlerin dilleri ve haberleri eklenerek onlara özel bir alternatif sunmak gerekir ve ya sahibinden.com sitesine sadece Türkiye'den değil bu Türki devletlerden de ilanlar eklenmesi sağlanmalı, örneğin Özbekistan'ın internet kodu olan uz.sahibinden.com olarak bu ülkeye özel ilanların yayınlanması sağlanmalı. Gene aynı durumda izlesene.com, blogcu.com, yemeksepeti.com gibi diğer benzeri servislere de aynı durum yayılarak Türki devletlerdeki halkların kullandığı dillerde hizmet verip, o ülkelerde faaliyet göstermesi lazım.

Sanırım sene 2005 civarıydı, Özbekistan 1991 devriminden sonra ülkenin resmi dilini Özbek Türkçesi yapmıştı. Ama aradan geçen süre içerisinde Rusya o halkları resmi olarak ülkesinden ayırmış olsa da sosyal alanda boşlamadığı için halk Rusça'dan kopamamış ve 2005 yılında Rusça'yı da tekrar resmi diller listesine ekleme kararı almıştı. İşte durumu en net açıklayan acı vaka bu vakadır maalesef.

Devlet liderleri gelip geçicidir. Bugün kü devlet başkanları Rus yanlısı olabilir, bir gün yerine Kardeş yanlısı olan bir lider gelir sorun geçer ama halkı boş bırakırsak, halk Rus kültürüne hem günlük yaşam da hem de internet yaşamın da geçerse devlet reislerinin hiçbir faydası olmaz. Çünkü onlar gönüllerinde bir Türk gibi değil artık birer Rus gibi düşünür ve yaşar hale gelirlerse o zaman kendi soydaşlarımızı kaybetmişiz demektir.

Bor'la çalışan araba yapsak ya

Kategori:
-
Bilim ve sanayi bakanı Fikri Işık yaptığı açıklama yerli otomobil üretecek firmayı bulduklarını belirtmiş. Yeni otomobil benzinli piyasada rekabet olmayacağı için elektrik ile çalışan araçlardan olacağını belirtmişler. 100 milyon lira devlet desteği verileceğini belirtmiş.

İyi hoş ama elektrikli araçlar bana hiç ilgi çekici gelmiyor. Şarj sürelerinin uzunluğu, gidebildikleri mesafe, motor torku, en başta beni iten kısmı sessiz oluşu. En azından bi motor hırıltısı, titremesi olaydı gene belki derdim ama olmuyor. İnsan bir türlü ısınamıyor bu elektrikli otomobillere. Hem yıllardan beri ODTÜ ve İTÜ otları elektrikli otolarıyla övünüp dururlar ama bu üniversitelerin bilim adına, ilermek adına bir düşünceleri olmadığı için (kendi fikrim) yıllardır piyasaya süremediler o otomobillerini.

odtu-plastik-ekran-haberi-1

Yeri gelmişken ODTÜ otlarına bir laf daha çakayım, 2008 yılıydı sanırım, bir gazetenin bir köşesinde küçücük bir yazı okumuştum. ODTÜ'lü araştırmacılar plastik ekrandaki yeşil renk sorununu çözüp gerçek renkleri verir hale getirip patentini aldıklarına dair. Bir süre sonra bir haber daha okumuştum, o da küçücüktü. ODTÜ bu buluşun patentini yabancı bir firmaya sattı diye. Bu teknoloji ile şu anda katlanabilir ekran yapılıyor. Ayrıca daha geçen ay okuduğum bir haberde Harvard üniversitesinin yıllık masrafı 42milyar dolar ve üniversitenin icat ettiği ürünlerden gelen satış ve telif hakkı parası 43milyar dolar diye. Elin adamının üniversitesi kendi masrafını kendi çıkarır yaptığı buluşlarla, bizimkiler ise yatmaktan ve parkları kurtarmaktan başka bir halt yapmaz, ha arada içlerinden biri birşey yapar onuda ona yar olmadan ekran olayındaki gibi satarlar. Bu teknoloji sayesinde üretim yapmasanda patentin sana verdiği haklar ile kaznacağın paralar şu an da senede aşağı yukarı 50-60 milyar dolar olurdu. Televizyon, pad, telefon vs vs. senede ne kadar ekran üretiliyor bu konuda. Haber ile ilgili sayfa ve sayfa kapanırsa diye ekran görüntüsü yedeği. 2008'de okudum dediğim ise patentini o tarihte almışlardı, ben de o haberi okumuştum. Meğer icat 2007 yılında olmuş.

Bor ile yapılan araba

Neyse bizim bu leş kargarları yüzünden konumuzu dağıtmayalım. Diyorum ki keşke elektrikle değil de borla çalışan bir araç üretmek için çaba sarf etsek. Hem böylece bizim bor madenlerimizi değerlendirmiş oluruz. Ayrıca yurt dışına da bu araçları satarsak dünya rezervinin ciddi oranda bizde olmasından dolayı hem araç satışından hem de bor satışında iyi paralar kazanabiliriz.

Borun kullanım alanları çokça fazla olsayda bizlerin en çok dikkatini çeken kısmı "borla çalışan araba". Gördüğüm kadarıyla 2002 yılından beri sürekli borla çalışan araba denilip durulmakta. Hatta 2011 yılında bordan üretilen akü piliyle çalışanan bir "Bor Mobil" isimli bir araba üretilmiş. Yalnız maliyeti yüksek olması sebebiyle dahaca seri üretilmesi mümkün değil. Bu araç 1 kg bor madeni enerjisi sayesinden 35 km yol gidebiliyor. Tek sorun borun direk yakıt olarak kullanılması değilde bir akü olarak üretilmesi. Bor madeni ucuz ama üretilen akü çok maliyetli. Bu sebeple henüz araçlarda kullanılamıyor.

Bor ile yapılan araba

Yalnız şöyle bir gerçeğide unutmamak gerekli. İlk bilgisayar üretildiğinde bir oda büyüklüğünde daha doğrusu aşağı yukarı 100 m² alandan fazla bir alan kaplıyordu, şimdi ise kolumuza takdığımız bilgisayarlı akllı saatler üretiliyor. Hemde işlemci gücü o bilgisayarlara göre milyonlarca kat daha fazla. Yani ülke olarak bizde bor madeni enerjiye çervirmeye çalışacak olursak günü geldiğinde küçücük bir kapsül ile binlerce KM yol gitmemiz içten bile değil. Yeter ki bu konuda bir çabamız olsun. Basit bir örnek verecek olursak Geleceğe dönüş filminde ilk araba nükleer yakıt ile çalışıyordu, 2. bölümde araba sebze meyve atıkları ile çalışabilir hale gelmişti, 3.de ise buharla çalışan bir tiren halini aldı. Örnek her ne kadar bir hayal ürünü olan bir film olsada bize bir şeyin çaba sarf ederek muhakak daha iyisinin yapılacağına en somut örnek. Ayrıca 2. bölümdeki ayakkabılar artık üretiliyor ve hava kaykayı da sanırım üretilme aşamasına gelmiş durumda.

Nöbet - Iğdırlı Hasan Onbaşı

Kategori:
-


''Mevki Kudüs. Mekân Mescid ül Aksa. Tarih 21 Mayıs 1972 Cuma.

Ben ve gazeteci arkadaşım rahmetli Said Terzioğlu, İsrail Dışişleri rehberlerinin yardımı ile bu mübarek makamı dolaşıyoruz.

Onu merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın bir boy... İskeletleşmiş vücudu üzerinde bir garip giysi... Oraya dimdik, dikilmiş. Yüzüne baktım da, ürktüm. Hasadı yeni kaldırılmış kıraç toprak gibi. Yüz binlerce çizgi, kırışık ve kavruk bir deri kalıntısı.

Kan mı çekti nedir?

Yanına vardım. Türkçe "Selâmünaleyküm baba" dedim.

Donuk gözlerini araladı. Yüzü gerildi. Bana, bizim o canım Anadolu Türkçemizle cevap verdi:

- Aleykümüsselâm oğul...

Donakaldım. Ellerine sarıldım, öptüm öptüm...

- Kimsin sen, baba? dedim.

- Ben, dedi, Kudüs'ü kaybettiğimiz gün buraya bırakılan artçı bölüğünden...20. Kolordu, 36. Tabur, 8. Bölük, 11. Ağır Makineli Tüfek Takım Komutanı Onbaşı Hasan'ım...

Yarabbi.. Baktım, bir minare şerefesi gibi gergin omuzları üzerindeki başı, öpülesi sancak gibiydi...

Ellerine bir kere daha uzandım. Gürler gibi mırıldandı:

- Sana, bir emanetim var oğul. Nice yıldır saklarım. Emaneti yerine teslim eden mi?

- Elbette, dedim, buyur hele...

Konuştu:

- Memlekete avdetinde yolun Tokat Sancağı'na düşerse... Git, burayı bana emanet eden kumandanım Kolağası Musa Efendi'yi bul. Ellerinden benim için bus et (öp). Ona de ki...

Sonra, kumandanı olduğu takımın makinelisi gibi gürledi:

- O'na de ki, gönül komasın. Ona de ki, "11. Makineli Takım Komutanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, o günden bu yana, bıraktığın yerde nöbetinin başındadır..."

Öleyazdım.

Sonra yine dineldi. Taş kesildi. Bir kez daha baktım. Kapalı gözleri ardından, dört bin yıllık Peygamber Ocağı ordumuzun serhat nöbetçisi gibiydi. Ufukları gözlüyordu. Nöbetinin başında idi. Tam 55 yıl kendisini unutuşumuzdaki nadanlığımıza rağmen devletine küsmemişti.'' (Merhum İlhan Bardakçı'nın 1972 yılında Kudüs'te yaşadığı bir hatıra.)

Yahu yapmayın, etmeyin. Bu ne laubalilik, bu ne sünepelik, bu ne kepazeliktir böyle.

Haftalardır bir dizinin peşine takıldık gidiyoruz. Harem'le yatıyor, Hürrem'le kalkıyoruz. Tarihçiler, entelektüeller, gazeteciler, sanatçılar, siyasetçiler herkes tartışmanın içinde.

Dizi Cumhuriyet tarihinin en fazla şikayetini almış. RTÜK ceza kesmiş, vay vay vay...

Peki sonuç?

Reyting patlaması!

İlk bölümün izlenme oranı yüzde 25, ikinci bölümün yüzde 55! Gidişata bakılırsa, üçüncü bölümde sokakta kimse göremeyeceğiz. O gece, misafirliğe gidilmeyecek, misafir de kabul edilmeyecek. Niye? Muhteşem Yüzyıl izlenecek. Dizinin muhtevasına ilişkin tartışmalara girmiyorum. Çünkü izlemedim. Hiçbir zaman da izlemeyi düşünmüyorum. Çünkü bu oyuna gelmeyeceğim!

Tam dizinin olduğu saatte inadına İlber Ortaylı, inadına Halil İnalcık, inadına Prof. Ahmet Akgündüz okuyacağım.

Mustafa Mütfüoğlu'nun Yalan Söyleyen Tarih Utansın külliyatını bir kez daha gözden geçireceğim.

Ama bundan sonra olacakları da adım gibi biliyorum: Dizinin reytingleri artmaya devam edecek! Reklam fiyatları ikiye katlanacak, Show TV köşeyi dönecek. Hürrem dizideki rolüne zam isteyecek! Dizinin yapımcıları, senaristi, başrol oyuncuları başarılarını kutlamak için boğazda rakı- balık yiyecek! Gece kulübü Reina'da göbek atacak!

Çünkü gerçekten süper iş çıkardılar. Tam bir televizyonculuk başarısı.

İnanın içimden tebrik etmekten başka bir şey gelmiyor.

Karar veremediğim konu bizimle, kendimizle ilgili. Acaba biz tarihimiz, değerlerimiz konusunda gerçekten bu kadar hassas mıyız!

Yoksa TV dizilerine mi çok bağımlı olduk?

Sanırım ikinci ihtimal daha muhtemel.

Son yılların en fazla reyting alan dizilerini sıralayalım;

Aşk-ı Memnu, Yaprak Dökümü, Kavak Yelleri...

Google'dan öğrendiğim kadarıyla birinde adam yengesiyle yatıyor, birinde kadın kardeşinin sevgilisinden çocuk yapıyor, üçüncüsünde zaten herkes birbirini boynuzluyor.

Bunlar mı bizim değerlerimiz, neden tık yok!

Değerlerimizde bu kadar hassas isek, her yerinden rezillik akan diziler reyting rekorları kırarken, Filistin'deki dramı anlatan Ayrılık dizisi neden yayından kalktı!

Kanuni Hürrem'i öper miydi öpmez miydi diye günlerdir konuşuyoruz da, Gazze'ye gece gündüz bomba yağarken neden bu kadar duyarsız kaldık.

Filistin bize Kanuni'nin mirası değil mi!

Birinci Dünya Savaşı sırasında sadece Filistin cephesinde verdiğimiz şehit sayısı 200 bin!

Değerlerimizde o kadar hassas isek Harem'e gösterdiğimiz ilgiyi neden Filistin'e göstermiyoruz!

Tamam çuvaldızı başkasına batıralım. Show TV'yi yuhlayalım. Ama iğneyi de en azından kendimize değdirelim.

Mesela sokağa çıkıp soralım; Aşk-ı Memnu'nun Kıvanç Tatlıtuğ'unu, Binbir Gece'nin Halit Ergenç'ini, Yaprak Dökümü'nün Halil Ergün'ünü hepimiz biliriz de, Filistin'deki son muhafız Iğdırlı Hasan Onbaşı'yı kaçımız biliyor.

Ya da 55 yıl Mescid-i Aksa'nın kapısında nöbet tutan Hasan onbaşı'yı kaç Televizyon dizi olarak çeker!

Daha vahimi çekilse acaba kaç kişi izler! Yüzde kaç reyting alır.

Amaan... En iyisi boşverin.

Bu akşam Hanımın Çiftliği var.

Çekirdeklerimizi çitleyip dizimizi izleyelim!

(C. A. Toygar)

Yalan soyleyen tarih utansin

Kategori:
-


İnsan gecmiste ogrendiklerinin hep yalan oldugunu delileriyle gormeye baslayinca nasil kahroluyor bilemezsiniz. Osmanliya bircogumuz kalben bagliyiz ama ona ve nesli olan bizlere yapilan ihanetler, duzmeceler yavas yavas ortaya cikinca kahrolmamak elde degil.

Aslinda hersey Mustafa Kemal'i koruyan, onun hakkinda birakin yalani gercek bir bilgi bile olsa soylemeyi yasaklayan 5816 nolu kanun maddesinde sakli. İsin garibi bu madde 1951'de Adnan Menderes hukumeti zamaninda.cikarilmis olmasi daha da kahredici. O madde bir kalksa, hersey rahatca bir konusulabilse gercekleri bir gorsek.

Ama bir yandan da kalksa ne.degisecek diye soylemeden edemiyorym. Cunku hem gecmis nesil Kazim Karabekir olsun Fevzi Cakmak olsun Mehmet Akif olsun hicbiri bunlar daha yasak degilken konusmadilar. Bircok gercegi sir.olarak biraktilar. Hem de yeni neslimiz bu tatli dunyada yeterince rahat yasamaya alisti, kolay kolay birakmak istemeyecek. Yeni nesilden kastim solcu kesimden degil musluman olarak gecinen sagci nealin evlatlarindan bahsediyorum, bunlarin buyuk bir kismi Nurcu olmak dahilinde.

Neden istemeyecekler diyebilirsiniz. Hani derler ya, acin halinden tok ne anlar ya. İste bende bu surumcemeden muzdariplerdenim. Hergun kendimle mucadele ediyorum. Bu nefs vesvesesini damarimiza islemisler bir kere. Kendi basina cikmakta ne zor bu mucadelede. Ben ce benim gibiler icin en buyuk care İslam Aleminin bu tabulardan kurtulup toptan uyanisi.

Türk'lerin İslama Katkısı

Kategori:
-
Bugün Türkiye Gazetesi yazarlarından Ekrem Buğra Ekinci'in Türk'ler ve islamı yaşama biçimi ve genel Türk kişiliği hakkında Ağustos 2009 tarihli bir köşe yazısı hazırlamış. Bunu herkesin okuması gerektiğini düşünerek paylaşma gereği gördüm. Mutlaka okuyunuz.

Yazar: Ekrem Buğra Ekinci
Tarih: 05 Ağustos 2009


Türk'lerin İslama Katkısı


ALPARSLAN: BİZ TÜRKLER TEMİZ MÜSLÜMANLARIZ
Anadolu’nun kapılarını İslâmiyete açan Sultan Alparslan, “Biz Türkler, temiz Müslümanlarız. Bid’at nedir bilmeyiz. Onun için Allah bizi aziz kıldı!” diyerek muvaffakiyeti temiz inançtan bilmiştir.

Türkler, öteden beri muharip bir milletti. Uzun harplere, seferlere, tabiî şartlara mukâvemetleri güçlüydü. Müslümanlığa girdikten sonra, yeni dinlerini gönülden benimsediler. Eski âdetlerinden buna uymayan hususları tamamen terk ettiler. Eski günleri de özlemediler. Bu hasletleri, onları İslâmiyetin bayraktarı yaptı. İslâmiyet, Türklerin elinde geniş topraklara yayıldı. Avrupa içlerine, Çin ve Sibirya’ya dayandı. Buna, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi deniyor. Türkler, Hıristiyanlığın merkezi olan Roma’ya “Kızılelma” demişler ve fütuhatlarının nihaî hedefi olarak burasını tesbit etmişlerdi.

GÜZEL AHLÂKIN NETİCESİ
Türklerden, İslâmiyet uğruna ilk cihada girişen Karahanlılar oldu. Uygurların Müslümanlığına vesile oldular. Gazneliler de, Afgan ve Hindlileri İslâmiyete kazandırdı. Anadolu’nun fethinden sonra İslâmiyet Türklerin eliyle Roma topraklarında yayıldı. Yerli halkın yanı sıra, Balkanlarda Pomak, Arnavud, Boşnak, Makedon (Torbeş) ve Patriyotiler; Kafkasya’da Moğol, Gürcü, Laz, Abaza ve Çerkezler; öte yandan Rum, Ermenî, Yezidî gibi Anadolu’nun yerli halklarından bazı kitleler Türkler vesilesiyle gönül rızâsıyla Müslüman oldu. Türk sultanları, ülkelerindeki cemaatler arasında, sosyal, kültürel ve dinî bakımından herhangi bir fark kabul etmediler, herkese eşit hak ve adalet tanıdılar. Türklerin müsâmahasını ve güzel ahlâkını görerek Müslüman olan gayrımüslimlerin sayısı hiç de az değildir.
Haçlı Seferlerini defalarca durdurmak, Selçuklu ve Osmanlılara nasib oldu. Bu sayede İslâm dünyası müthiş bir felâketten kurtuldu. Yüz binlerce Müslümanı öldüren ve önünde kimsenin duramadığı Moğol ordusunu, yine bir Türk, Mısır Memlûk Sultanı Baybars durdurdu. İ’lâ-yı kelimetullah denilen, Allah’ın ismini (dinini) her yere duyurmak ve yaymak düşüncesi, fütuhâtı Hıristiyan dünyasına dönük olan Osmanlı Devleti’nde, en yüksek seviyeye ulaştı. XVI. asırda yeryüzündeki dört büyük müstakil İslâm devletinden üçü Türk idi: Osmanlı, Gürgâniye ve İran Devletleri. Dördüncüsü bir ara Osmanlılara bağlı olarak yaşayan Fas Sultanlığıdır. Türkler sayesindedir ki Müslümanlar uzun asırlar boyu birlik ve beraberlik içinde yaşamıştır. Türk hâkimiyeti Hindistan’da 1858; İran’da 1925’e dek sürdü.
Türkler asırlar boyunca, İran kavmiyetçiliğini sembolize eden ve İslâm birliğini tehdit eden Şia inancıyla çok mücâdele ettiler. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Bağdad’a girerek halîfeyi Şiî Büveyhoğulları’nın esâretinden kurtardı. Selçuklu kumandanlarından Salâhaddin Eyyûbî de İslâm ülkelerini karıştırmak üzere propaganda faaliyetleri yürüten Mısır’daki Şiî Fâtımîleri ortadan kaldırarak İslâmiyete büyük hizmet etti. Yavuz Sultan Selim de, Anadolu’da ajan faaliyetinde bulunan Safevî Devleti‘ni bozguna uğratarak, Hurûfîlerin gücünü minimuma indirdi. Osmanlılar, ayrıca, XVIII. asrın sonlarında ortaya çıkan Vehhâbîleri de sindirdi. Türkler olmasaydı, İslâmiyetin ilk zamanki saflığıyla bugüne intikal edeceği şüphelidir. Nitekim Türk hâkimiyetinin çöktüğü son asırda, İslâm ülkeleri ya emperyalist devletlerce işgal edilmiş; ya da bu heretik grupların veya sosyalist ihtilalcilerin hükmüne girmiştir.

TÜRKLERDE ÂLİM YOK MU?
Türkler, İslâm âleminde asırlar boyu hep hâkimiyeti ellerinde tuttular. Bu sayede İslâmiyet bir hayat dini olma sıfatını devam ettirdi. Türk devletlerinde din ve fen ilimlerine çok ehemmiyet verildi. Karahanlılar zamanından itibaren pek büyük âlimler yetişti. Usul-i fıkıh ilminin esasını ilk defa bunlar kurdu. Hakîm-i Şehîd, Kerhî, Hindüvânî, Ebü’l-Leys Semerkandî, Ebû Bekr Hârezmî, Debbûsî, Hulvânî, Pezdevî, Hâherzâde, Sadrü’ş-Şehîd, Nesefî, Buhârî, Serahsî, Kâsânî, Kâdıhan, Merginânî, Üsrüşenî ve ismini sayamayacağımız kadar çok sayıda hukukçu bu coğrafyada ve Türkler arasından çıktı. Ebû Mansur Mâtüridî, Semerkandlı bir Türk idi.
Gazne, Semerkand, Buhârâ, Delhi, Kazan, Herat, İstanbul gibi kültür merkezlerinde tanınmış Türk âlimleri yetişti. İbni Melek, Molla Fenârî, İbnü’l-Hümâm, Hızır Bey, Hayâlî, Molla Hüsrev, Sa’dî Çelebi, Şeyhzâde, Halebî, Taşköprüzâde, Birgivî, Ebussuûd, İbni Kemal, Hâdimî hep Osmanlı ülkesinde yetişmiş Türk asıllı âlimlerdir. Ahmed Yesevî, Bahaddin Buhârî, Ubeydullah Ahrâr, Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Hacı Bayram Veli gibi mutasavvıflar da, hep Türk hâkimiyeti devrinde yetişti. Bunlar, Anadolu ve Rumeli’nin Müslümanlaşmasında; millî birlik ve beraberliğin, ayrıca cemiyet nizamının muhafazasında mühim rol oynadı.
Osmanlılarda halk ve devlet adamları Türkçe konuşmakla beraber, İslâm dininin aynı zamanda dünya işlerini de tanzim etmesi sebebiyle Türkler Arapça’yı ilim dili olarak muhafaza ederek saf bir biçimde günümüze kadar intikalini sağladılar. Arapça’nın gramerine dair eserleri de hiç Arap ülkesinde yaşamayan Türkler yazmıştır ki, İmam Birgivî bunlardan en meşhurlarıdır.

Fen ve sanatta birinci sınıf eserler verdiler
Müslüman Türk devletlerinde sadece din ilimlerinde değil; müsbet ilimler sahasında da büyük ilerlemeler kaydedildi. Trigonometrinin kurucularından Bîrûnî ile İbni Türk, matematik ilminin doğudaki başlıca temsilcileri oldular. Algoritma ve cebirin babası Hârezmî; astronom Uluğ Bey hep Türk asıllıdır. Kâğıt, matbaa, barut, pusula, orijini Çin bile olsa, Uygurlar tarafından geliştirilip dünyaya tanıtılmıştır. Semerkand, zamanında, en kaliteli kâğıt imal edilen yer idi. Selçuklular devrinde bilhassa tıp ilmi çok gelişti. Anadolu’da birçok tıp fakültesi, hastahâne kuruldu. Akıl hastalarına ilk defa hasta muamelesi yapıp tedavi eden Türkler oldu. Pirî Reis, Seydi Ali Reis, Kâtib Çelebi, dünya çapında coğrafya âlimleri olarak kabul gördü. Yeni kıtaların keşfinden hemen önce bu coğrafyacıların yaptığı ve aslına oldukça yakın haritalar herkesi hayrete düşürmektedir.
Türklerin yaşadığı şehirler, dünyanın en kalabalık ve en mamur şehirleriydi. Asya içlerinden Akdeniz’e, Oğuz bozkırlarından Hindistan ortalarına ve Mısır’a kadar uzanan geniş sahada o devrin Türk devletlerinden kalma çoğu birinci sınıf sanat eserleri görenlerin gözünü kamaştırmaktadır. Türkler bu çağda sanat dünyasına mühim yenilikler getirdiler. Kendilerine has bir üslup kullanarak İslâm medeniyetini inkişaf ettirdiler.

Ermeni Tasarısı ABD Meclisinden Geçti

Kategori:
-


Oylama meclisten geçti ama insanlar yersiz kuruntuya kapılıyorlar. Siyasette herşey öyle göründüğü gibi işlemiyor. Obama Ermenilerden seçimlerde büyük destek aldı ve karşılığında yasanızı kabul edicem dedi. Ama geçmişte de böyle birçok vaka zuhur etti. Ama hiç neticeye ulaşan olmadı. Bu oylama aynı durumda. Sadece Obama'nın ermenilere verdiği sözü tuttu dedirtmek için meclis onayladı ama, Amerika'da işler böyle yürümüyor, orayı hiçbir zaman baştaki liderler yönetmedi. Sadece bazı büyük adamların çıkarlarını korumak için çalışan bir ülke ve yönetim. Bu sebeple Obama ne kadar kanunu kabul ettirmek istesede onu yöneten abileri buna izin vermeyecek ve sonuçta bu yasa Senatodan ret görecek.

Yoksa zaten Ortadoğuda zor durumda olan ABD iyice zora düşecek. Buda 2 milyonluk bir ermeni ülkesi için harcanacak bir durum değil. O yüzden kim şimdide ve bundan sonrada Ermeni yasası için endişe etmesin.

Ayrıca dünyada Ermeni yasasını ilk tanımaya çalışan ülke değil ki abd. Birçok ülke tanıdı ermeni yasasını ama değişen hiçbirşey olmadı. Abd'de tanısa ne değişecek?