-->
Browsing Category " türk "

Türk Sintertek Firmasından Yerli 3D Yazıcı

Kategori:
-
Uluslararası pazarda teknoloji devleri ile rekabet eden ve sektörün önde gelenlerinden geçer not alan Sintertek, şimdiden dünya devleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı.

Türk mühendislerin geliştirdiği “Solidzer Pro” endüstri tipi 3D Printer, yapılan ar-ge çalışmaları ile dünyadaki üreticilerin önüne geçmeyi hedefliyor.

sinirtek 3d yazıcı firması

Boston Üniversitesi Elektronik Mühendisliği mezunu Eren Tigrel’in 2013 yılında kurduğu Sintertek; geliştirdiği farklı teknolojilerle her gün değişen bu sektöre başka bir boyut getirmeyi başardı. İhtiyaca göre geliştirilen ve bir tür butik üretim yapan Sintertek, uluslararası arenada bu alanda dikkatleri üzerine çekmeye başladı.

Sanayi tipi üretilen Sintertek’in “Solidzer Pro 3D Printer” modeli; lazer tabanlı katmanlı üretim sistemi ile çalışıyor. Toz malzemeyi katman katman dizerek,  üretilecek olan ürünün şekline göre lazer başlıkla bir araya toplayan teknoloji, yüzyılın icadı olarak tanımlanıyor.

Yerli 3D yazıcının kullanım alanları

3D yazıcı teknolojisi; atık hammadde maliyetini düşürdüğü, zamandan ve kalıp maliyetinden büyük tasarruf sağladığı ve dayanıklılık testlerinden geçer not aldığı için pek çok sektör tarafından ülkemizde de yaygın olarak kullanılmaya başlandı.

Kalıp ve ön üretim için de kullanılan 3 boyutlu yazıcı ürünleri; karmaşık geometrik şekillerin üretimine de imkan sağlıyor ve sağlık sektöründe, otomotiv ve havacılık sektöründe, endüstri, sanayi,  mimari ve yaşam ürünlerinde kullanılabiliyor.

Yüzey kalitesi ve dayanıklılık testlerinden de başarıyla geçen Sintertek 3 boyutlu yazıcı modelleri; injeksiyon yöntemiyle üretilen plastik malzemelerle benzer kalite ve dayanıklılıkta bir performans gösteriyor.

Nihai ürünün fonksiyonelliği yani vida veya yay sisteminin çalışmaya hazır ve entegre olması ise tasarım ve kullanımında çığır açan bir yenilik olarak görülüyor. Bu yüzden Türkiye’de de, kısa zamanda bu teknolojinin kullanıldığı alanların artması bekleniyor.

Yüzde yüz yerli üretimiyle dünya devleri ile aynı platformda yarışan Sintertek, düşük maliyet ve zaman avantajıyla dikkat çekiyor.

Alemdağ ve Hendek’te 2 farklı fabrikada üretilen Sintertek 3D Printerlar; parçaların çoğunu kendi fabrikasında üretirken, dışarıya yaptırdığı parçalarda da üreticilere yeni teknoloji sistemleri ve yöntemlerini uygulatıyor.

300 kişinin çalıştığı fabrikanın yanı sıra; az adetli ve prototip ya da yaşam ürünleri tasarımları için Maslak’ta “Benim Fabrikam” adı altında bir atölye ve Showroom ile hizmet veriyor.

Yazı metni alıntı: http://shiftdelete.net/yerli-3d-yazici-69525

Ahsar, Tüy kadar hafif Türk sosyal ağ sitesi

Kategori:
-
Ahsar, Tüy kadar hafif!

Ülkemiz geçmişte ekonomi olarak dışa bağımlı idi ama son senelerde bu makus talih değişir İnşallah. Aynı durum İnternet sektörümüzde de var, hatta daha derin bir dışa bağımlılık. Ülkemizde ilk seneler internet sektöründe tüm ihtiyaçlarımızı kendi kaynaklarımız ile çözerken zamanla yabancı hayranlığı ve internet kullanmayı keşfetme ile çok hızlı biçimde dışa bağımlı olduk.

Örneğin 2000'lerin başında ülkemizde mail servisi olarak ya Süperonline ya Mynet mail kullanılırdı, sosyal site olarak gene facebook, hi5 vs gibi şeyler yokken yonja, siberalem vs. kullanılırdı, blog servisi olarak blogger, wordpress yerine blogcu, bloggum gibi servisler kullanırdık, üstelik kalite açısından yabancı hizmetlerle kapışacak kadar kaliteli içerikler sunuyordu. Zamanla bu sitelere olan ilgi bizim neslimizde bir hastalık olan yabancı hayranlığı ve geçmişten üzerimizde kalan üretici değil yiğici toplum hastalığımızla birleşince kaçınılmaz sondan kurtulamadık.

Ama artık bu durum yavaş yavaşta olsa tekrar ülkemizden projelerinin lehine dönmeye başlıyor. Devletimizde artık kafa yapısını değiştirerek bu fikirlere destek olmaya başlıyor. İşte bu fikirlerimizden biri Ahsar.

Ahsar ilk etapta bir Twitter kopyası site gibi görünüyor olsada, aslında o sektör için üretilmiş bir %100 Türk sosyal ağ sitesidir. Sadece amacı Twitter ile aynı. Kısa mesajlar yazılabilir bir servis olmak. Tabi biz Türk halkının kendi içinden çıkan bu servislere destekleri ile İnşallah Twitter'dan bile daha iyi bir servis olacak. Mesela Çinliler Weibo ve Tencent QQ servisleri ile şu anda Twitter'dan bile büyük servisler haline geldiler. Bizim Ahsar'ımız neden Türkiye'de ve Türkiye dışındaki Türklerin yaşadıkları yerlerde bir numara olmasın.

ahsar-anasayfa-gorunumu

Ahsar'ı kısaca tanıyalım



Öncelikle kelime anlamı Osmanlıca'dan gelmekte ve manası muhtasar, çok kısa, özet anlamına gelmektedir. Aynı isimli Türk firması tarafından 2014 Nisan ayında kurulmuştur. Gözlemlediğim kadarıyla devlet desteği de almaktadır, ama bu sadece benim gözlemim üzerinedir. Tasarım açısından görselliği fena değil ama renk olarak daha Turkuaz mavisi olsaydı bence daha bi iyi olurdu. Simgesi tüy kalem. Karakter sınırı Twitter'daki gibi 140 karakter değil SMSlerdeki gibi 160 karakterdir. Bir Ahsar gönderirken fotoğraf ekleme imkanınız mevcut, ayrıca popüler video servislerinden paylaştığınız linklerin videolarını paylaşılan siteye gitmeden Ahsar üzerinden izleyebiliyorsunuz.

ahsar-uye-sayisi

Ahsar yaklaşık 4 ay gibi kısa sürede oldukça rağbet görmüş ve yüksek oranda kullanım rakamlarına ulaşmıştır. Çıktığı ilk ay Ahsar 500Bin üyeye ulaşarak ülkemiz çapında bir rekor kırmıştır. İlk ay bir çok yerli gazetede de tanıtımı yapılması bu rakamlara ulaşmasına vesile olmuş olabilir. Ayrıca tanınmış kişiler ile markaların ahsar hesapları onlar için hazır oluşturulmuş ve onların talep etmeleri halinde kendilerine verilmek üzere beklemeye alınmıştır. Bu aslında güzel bir olay sayılabilir. Mesela @turkishairlines @rt_erdogan hesapları yetkili kişiler tarafından bu yol resmi olarak alınmış.

Ahsar, şuan da Alexa verilerine göre Türkiye'nin en çok ziyaret edilen 1368. web sitesi olmuş. Kendimde @ikoc niki ile Ahsarı bir süredir kullanıyorum. Gün, gün yapılan geliştirmelere şahit oldum, kendini sürekli yeniliyor. Hatta @destek hesabına attığınız tavsite Ahlar'larını inceleyip cevap bile veriyorlar, tavsiteleriniz dikkate alınıyor. Bu durum Twitter da neredeyse imkansız. Hatta normal sorunlarınıza bile 2 haftaya varan cevap verme süreleri var. Bazende Türkçe desteğimiz yok İngilizce yazın dedikleri bile oluyor. Yani bu açıdan bakıldığında da ayrı bir avantajı var Ahsar'ın. Twitter'ı en son incelediğim rakamlara göre Türkiye'den yaklaşık 18milyon üyesi var. Bu üyelerde haliyle buradan yabancılarla konuşmuyorlar gene Türkiye'den kişiler ile konuşuyorlar. Ama bir sorunları olduğunda ise karşıların sorunlarına çözüm sunacak bir servis bulamıyorlar. İşte bu nokta da eğer Ahsar aynı oranda kullanılmış olsa sorunları olduğunda karşılarında kendisiyle aynı dili konuşan bir muhattap bulabilecekler. Bu durumda Hollanda kendi servisi olan Nimbuzz ile aynı işi yıllarca yapıyor mesela.

Ahsar mobil uygulamaları



Ahsar mobil uygulamaları

Ahsar'ın mobil uygulamalarıda mevcut, Android ve Apple IOS platformları için uygulamalar çıkartmış, Android sürümünü ilk çıktığında indirmiştim, eksikleri biraz fazlaydı ama 1.1 güncelleme versiyonu ile çok şey değişmiş görünüyor.

Web siteleriniz için Ahsar takip etme ve Ahsar paylaşım butonları



Ahsar takip etme ve paylaşım butonları

Ahsar'ın web siteleri için takip etme ve paylaşım butonuda kullanımda, sağ menüdeki bileşenler bölümünden kolayca ulaşabilirsiniz.

Kısaca anlatmak gerekirse, Ahsar şuan da Twitter'ın bizlere verebileceklerinin hemen hemen tamamını veriyor, hatta yetkililerine kolay ulaşılabilinmesi ve senin gibi düşünmesi fazlasıyla artı yönleri olarak ön plana çıkıyor. Bence sizlerde her çıkan Google ürününü, Facebook yeniliğini yada Twitter tanıtımlarını yapmak yerine sizden olan bu platformu destekleyin, hem siz hem ülkemiz kazansın. Ülkemiz girişimcilerine bir cesaret simgesi, öncü girişim örneği olsun.

Ahsar Kullanıcı ve Üye İstatistikleri



Ahsar'ın kuruluşundan sonraki 500 Bin civarında üyeye ulaştığını biliyoruz. Fakat kendileriyle yaklaşık 2,5 aydır mesajlaşmama rağmen ağızlarından istatistik adına farklı bir rakam alamadım. 2014 Ağustos ayından beri tek söyledikleri yakında Milliyet'te ropörtajımız çıkacak oradan bakarsınız oluyor ama geçen bunca süreye rağmen herhangi bir ropörtaj yayınlanmadı. Buda bize olumsuz bir yön olarak yansıyor.

THK-13 uçan kanat, Türk hayalet bombardıman uçağı, Kopyası Amerikan B2 Bombardıman Uçağı

Kategori:
-
[caption id="attachment_3377" align="alignnone" width="700"]Soldaki: 1948 THK-13 uçan kanat, Türk hayalet uçağı, Türk Hava Kurumu 1948 yılında Ankara Etimesgut'daki fabrikasında üretti - Sağdaki 1981 üretimi Amerikan uçan kanat B2 bombardıman uçağı, piyasa satış fiyatı 1 milyar $ civarı Soldaki: 1948 THK-13 uçan kanat, Türk hayalet uçağı, Türk Hava Kurumu 1948 yılında Ankara Etimesgut'daki fabrikasında üretti - Sağdaki 1981 üretimi Amerikan uçan kanat B2 bombardıman uçağı, piyasa satış fiyatı 1 milyar $ civarı[/caption]

THK-13 uçan kanat, Türk hayalet bombardıman uçağı, Amerikan tarafından kopya edilerek 1981'de üretilen B2 Bombardıman Uçağı, şu anda 1 adetinin piyasa satış fiyatı tam 1 Milyar $'dır. Biz ize bu uçağı ilk üreten ülke olduğumuzu biliyor muydunuz? 1948 yılında Türk Hava Kurumu (THK) tarafından üretilen THK-13 Uçan Kanat Türk hayalet uçağımız gene 1948 yılında bir yahudi olan Sedat Simavi tarafından kurulan ülke içindeki en büyük vatan haini yetiştirme ve kullanma kurumlarından olan Hürriyet gazetesi ve aynı fikir ve duygu bağını taşıyan diğer yayın organları tarafından önce kötülenerek sonrada yaptığı bir kaza üzerine tüm üretimleri iptal ettirilerek uçak üretim piyasasından çekildiğimizi biliyor muydunuz? Ne acıdır ki böyle değerli bir projenin son bulunması Adnan Menderes (1952) zamanın da olmasına denk gelmiştir.

THK-13 fotoğraflarını görmek için tıklayınız

THK-13 uçan kanat hakkında basında çıkan haberler;




Takvim Gazetesinin köşe yazarı Emin Pazarcı'nın Mayıs 2012'de yazdığı ABD kazığını yeni çıkarıyoruz isimli yazısı


Amerika bize öyle bir kazık atmış ki, dövünüp kendimizi yerden yere vursak yeridir. Aradan altmış küsur yıl geçtikten sonra şimdi yeni çıkarıyoruz. İnanılması güç ama ABD'nin Irak'ta kullandığı o teknoloji harikası "hayalet uçakları" ilk biz ürettik. Hem de 1948 yılında! Sonra, Marshall Planı ile birlikte uçak üretiminden vazgeçtik. Öyle bir hale getirildik ki, bırakın uçağı, şimdi yerli otomobil üretip üretemeyeceğimizi tartışıyoruz.
THK Havacılık ve Uzay Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ünsal Ban'ın verdiği bilgiler, tüyler ürpertici!..
Bugün yerli otomobil yapıp yapamayacağı tartışılan bu ülke, 1930'dan 1950'ye kadar uçak üretti.
Hem de 15 farklı modelde. Yetmedi, bunları Danimarka ve Hollanda gibi ülkelere de ihraç etti. Çizdi, üretti ve sattı!
Bu ülke, 1948'de "uçan kanat" yaptı. Yani, Körfez Savaşı sırasında ortaya çıktığında hepimizi hayran bırakan ABD yapımı "hayalet uçakların" projesi bize ait. Üstelik, bunlar sadece kağıt üzerinde kalmadı, "uçan kanatlar" Etimesgut'ta denenip uçuruldu da. Bakın fotoğraflarına, aralarında hiçbir fark yok. 1946-1947'de bizim düşünüp 1948'de gerçekleştirdiğimizi, Amerika 33 yıl geçtikten sonra 1981'de hayata geçirebildi!
Sonra, Marshall Planı devreye sokuldu. Bize, "Siz neden uçak üretmekle uğraşıyorsunuz" dediler:
- Gerek yok. Bırakın bu işleri.
Biz üretir, size yardım olarak veririz.
Biz fabrikaların kapısına kilit vurduk. Onlar da gönderdiler hurdaları, sattılar yedek parçalarını.
Frenlediler, durdurdular, sömürdüler! Yıllar boyunca ülkeyi yönetenlerden bir Allah'ın kulu da çıkıp bu ihanete "dur" demedi! Dile kolay; aradan tam 64 yıl geçtikten sonra açığı kapatmaya çalışıyoruz. İlk adım bugün atılacak.
THK Havacılık ve Uzay Bilimleri Üniversitesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından saat 10:30'da açılacak.
Peki ne yapacak bu üniversite?
Pilot, teknisyen, hava trafik kontrolörü ve kabin memuru yetiştirecek. 2014'ün ilk aylarında da semalarımızı bu üniversitede üretilecek yerli uçaklar kaplayacak.
Kaderin cilvesine bakın ki, uçakların üretimi 1950'lere kadar kullanılıp kapısına kilit vurulan o eski "uçak fabrikası" binasında gerçekleştirilecek.
Bitmedi, bu kadar da değil...
Buradan astronotlar yetişecek.
Türkiye'nin ortaya koyduğu "2023 Yılı'nda uzaya çıkacağız" hedefini THK üniversitesi mezunu astronotlar gerçekleştirecek. Birileri yine taş koymaz ve engellemez ise, belki yerli uzay mekiğimizi bile yapacağız.
Türkiye için heyecan verici bir tablo.
Oysa, yıllar önce önümüze taş konulmasa, ufkumuz kapatılmasa, bütün bunlar son derece basit ve rutin havacılık faaliyetleri olarak görülecekti! Üstelik, havacılık alanında dünyada büyük bir değişim var...
THK Üniversitesi de resmi açılışı yapılmadan bu değişimi kavramış durumda. Öyle görünüyor ki, 2020'li yıllara gelindiğinde uçakların da pabucu dama atılacak. 1800'lü yıllardan kalma "hızlanarak havalanma" anlayışı terk edilecek.
Muhtemelen geleneksel uçakların büyük bölümü hurdaya çıkacak.
Gökyüzünü, uçan daire benzeri başka hava araçları kaplayacak.
Şimdilik adı konulamıyor. Henüz ticarileştirilmedi ama Japonlar ilk üretimi yaptı.
Bu hava araçları, piste ihtiyaç duymayacak. Olduğu yerden kalkıp, istedikleri yere iniş yapabilecek. Kim bilir, belki gelecekte otomobillerin yerini uçan daire benzeri bu hava araçları alacak.
Rektör Ünsal Ban da dikkatini bu noktaya çevirmiş durumda ve oldukça iddialı:
- İşte biz bu yeni teknolojiyi yakalayacağız. Türkiye büyük bir değişim içinde.
Dünyanın 37. havacılık üniversitesinin bugün Cumhurbaşkanı tarafından Ankara'da açılacak olması, bu değişimin en önemli göstergelerinden biri.
Üstelik, THK Havacılık ve Uzay Bilimleri Üniversitesi, emsallerinden çok daha avantajlı.
90 uçağı ve 4 pisti ile imkânları en geniş olanı.
Alt yapımız hazır.
Yetişmiş beyin gücümüz var.
Amerikalılar'ın 1981'de başardığını, 33 yıl önce 1948'de düşünüp hayata geçirecek kadar da ufuk sahibiyiz. Bu ülke insanı, yıldızlara bile ok atar! Yeter ki, iyi yönetilsin ve önüne taş konulmasın.


 


Linklup.com isimli internet sitesinin Osman Selçuk Özkan isimli yazarı tarafından Ağustos 2013'de yazılan yazısı


Bir zamanlar bu ülkede iyi şeyler de yapılmış. “Bu memleketten birşey çıkmaz” diyenlere inat yerli arabayı da üretmişiz, uçağı da. Ancak ülkenin önünde duran birtakım karanlık güçler satılmış bürokratların da gayretleriyle bu yükselişi tersine çevirmeyi ne yazık ki başarmışlardır.

Birkaç yıl önce filmi de yapılan ilk yerli otomobil Devrim’in acıklı hikayesini bilirsiniz. İşte bu da onun gibi birşey.

Bir zamanlar uçak üretmişiz uçak. Ancak bugün uçak tekerleği bile üretmeyen bir durumdayız. Bu gün eğer bu noktadaysak günümüze kadar gelen tüm iktidarların, tüm bürokratların bunda katkısı vardır.

İlk test uçuşunda birtakım sorunlar yaşayan ekibin projesi basın tarafından acımasızca eleştirilmiş, adeta yerden yere vurulmuştu.

THK-13’ün bu ilk ciddi kazasına basının tepkisi ilginçti. Önde gelen gazetelerin çoğu, ağız birliği etmişçesine projenin maliyetini eleştiriyor, THK projelerini yerin dibine sokuyor; Kurum’u alaya alıyor, aşağılıyordu. Örneğin 28 Ağustos 1948 tarihli Hürriyet gazetesinin ilgili habere layık gördüğü başlık ve giriş şöyleydi:

  • Hava Kurumu bir uçan kanat inşa etti

  • Uçan kanat Çankaya üzerinde düştü

  • Bundan habersiz olan radyo da Hava Kurumunun başarılarını methetti!

  • 29 Ağustos tarihli Hergün gazetesiyse, haberi şu başlıkla veriyordu:

  • Zararın neresinden dönülürse!


Neredeyse tüm gazetelerde, kazayı konu alan haber şu paragrafla bitiriliyordu:

“Uçan kanadın düşmesinden sonra Hava Kurumu tayyare imal etmekten vazgeçmiş ve piyasadan çocuk karyolası, masa, dikiş kutusu gibi siparişler almaya başlamıştır.”

İşte bu ülkenin ve Türk mühendislerinin önünü kesmek için sözleşmiş satılmışlarla, yardakçı basının daha önce de ülkeyi defalarca nasıl sattığının, nasıl baltaladığının ve bu halkı nasıl aptal yerine koyduğunun hüzünlü hikayesidir…

Şimdi gelelim konuya…

Askerlik görevini tamamlayıp 1947 yılı sonunda THK Uçak Fabrikası’ndaki görevine geri dönen Yüksek Mühendis Yavuz Kansu, farklı bir uçak geliştirmek istediği “uçan kanat” projesini yönetime bildirdi. Yakın zamanda sona eren İkinci Dünya Savaşının ardından fabrikada görevli Polonyalı mühendisler ülkelerine geri çağrılmış, fabrikada sadece Türk mühendisler hizmet vermekteydiler. Bu projeyle aynı zamanda Türk mühendislerinin yapabileceklerini de ortaya koyacaktı. Düşük maliyetli “uçan kanat” projesinin uluslararası havacılık sanayiinde ses getirmesi bekleniyordu.

Süratle tamamlanan ana tasarım ve teknik hesaplamaların ardından fabrikanın 13. projesi olması vesilesiyle “uçan kanat”a THK-13 ismi verildi. Planörün, hafif olması için ahşaptan imal edilecekti. Tek pilot tarafından yönlendirilmesi düşünülen uçağın kokpitinin üstü açıktı. Hemen altında ana iniş takımı bulunuyordu. Uçakla veya otomobille çekilerek havalanacak şekilde tasarlanmıştı.

O yıllarda ülkemizde henüz rüzgar tünelinin olmamasından dolayı hazırlanan 1/10 ölçekli model, THK-5 uçağının üzerine konularak gerekli testler gerçekleştirildi. Hava akımı ve kumanda değerleri yapılan hesapları doğruluyordu. Hemen üretime geçildi.

İLK TEST UÇUŞU


Aşağı yukarı 8 ay süren çalışmalar sonrasında THK-13 prototipi tamamlanmıştı. İlk uçuş 20 Ağustos 1948 de Test Pilotu Kadri Kavukçu tarafından gerçekleştirdi. Pistte küçük aralıklı zıplamalarla başlayan testler yerini kısa uçuşlara bıraktı. Planör bu uçuşlarda Focke-Wulf 44 uçağıyla çekilerek kalkıyordu.

26 Ağustos’da yapılan uçuştaysa talihsiz bir kaza yaşandı. Uçakla havalanan THK-13, Çankaya üzerine gelerek Cumhurbaşkanı İnönü’ye gösterilecekti. 300 metre yükseklikte Çankaya semalarına varan THK-13 bir anda uçağın bağlı olduğu telden kurtuldu. Uçan kanat, Küçükesat bağlarındaki düzlüğe inmeyi başardı. Mecburi iniş ufak defek hasarlarla atlatılmıştı.

Derhal kurtarma ekipleri olay yerine vardılar. Planör hızla tamir edildi. Olduğu yerden Focke-Wulf 44 uçağıyla çekilerek tekrar havalandırıldı. Yerden yükselen THK-13 kısa süre sonra tekrar telden kurtuldu ancak bu sefer daha sert bir iniş yaptı. Kazada pilot hafif yaralanırken, planörde ağır hasar oluşmuştu.

Ekip yılmadı… Fabrikada çalışmalar tekrar başladı. Tasarım elden geçirildi ve ana yapı güçlendirildi. Bu kez Cemal Uygun test pilotu olarak seçilmişti. Kısa sürede tamamlanan çalışmaların ardından 29 Eylül de ilk uçuş planlandı. Sıçrama testlerinden sonra ertesi gün daha uzun uçuş yapılmasına karar verildi. 30 Eylül günü kalkış sırasında uçağın çektiği THK-13 sağa kaçmaya başlamıştı. Pilotun verdiği kumandalardan yerden bu kaçışın önlenemediği anlaşılıyordu.

Test pilotu Cemal Uygun, çok az irtifa aldıktan sonra teli çeken uçağı tehlikeye atmamak için teli bırakmak zorunda kaldı. THK-13 yan yatarak piste çarptı. Bu kez de pilot kazayı hafif sıyrıklarla atlatmış ancak planör tamamen parçalanmıştı. Yapılan incelemelerin ardından kanat içindeki ağaç parçaların sıkıştırılmasında kullanılan mengenin unutulduğu farkedildi. Yerinden çıkan mengene kalkış sırasında sıkışarak kumanda sisteminin çalışmasını engellediği ortaya çıktı.

Yine Devrim otomobilinde olduğu gibi dereyi geçip kıyıda boğulmuştuk.

Paris Havacılık Fuarı’nda sergilenen, yurtdışında büyük ilgi gören THK-13 projesi kazadan sonra geliştirilemedi. Büyük heyecanla başlayan ilk yerli uçak projesi tarihin tozlu yaprakları arasında kayboldu gitti.

NEDEN UÇAN KANAT


Teorik olarak uçan kanat, aerodinamik açıdan en verimli uçuş yeteneklerine sahip uçak tasarımıdır. Bunun nedeni, hava filelerinin kanat yüzeyini tam olarak kullanması. Böylece irtifa kaybetmeden daha fazla süzülebilen uçan daha az motor gücüyle ekonomik uçuş yapılabiliyor.
Kanatlarla birlikte yüzey genişlediği için taşıma kapasitesi standart tasarımların çok daha üzerinde.
Tasarımın dezajantajı uçağın kontrolünün zor olması. Bu problem yeni nesil uçaklarda geliştirilmiş otopilot sistemleriyle çözülüyor.
Boeing in “Phantom Works” (Hayalet İşler) bölümü tarafından geliştirilen 7 metre kanat açıklığına sahip X-48B, NASA nın desteklediği fonlarla ilk uçuşunu 2007 de yaptı. 3 bin metre yüksekliğe çıkabilen uçak, saatte 220km hıza ulaştı. Modelin geliştirilerek önümüzdeki 20 yıl içinde sivil yolcu taşımada kullanılması planlanıyor.

Halen kullanılmakta olan B-2 bombardıman uçağı, uçan kanat tasarımının en başarılı örneği. Havacılık dünyasının 1 milyar dolarlık birim fiyatıyla en pahalı uçağı ünvanını elinde bulunduran B-2, radara yakalanmıyor.


THK-13 Türk Uçan Kanat hakkında paylaşılan fotoğraflar



Not: Fotoğraflar kopkit.aero isimli internet sitesinin Yıllar önce uçan kanat yapmıştık!  isimli yazısında paylaştığı fotoğraflardır.

[gallery link="file" ids="3349,3367,3350,3351,3352,3353,3354,3364,3355,3356,3357,3358,3359,3360,3361,3362,3363,3365,3366,3377"]

Asya'daki Türk Halkların da Rusya, Çin Zulmü, Hindistan Esareti

Kategori:
-
Rus siyaseti altında yaşayan bağımsız Türk devletlerimiz Türkmenistan (5,450,000), Özbekistan (24.632.583), Azerbaycan (9.494.600), Kırgızistan (5.482.000), Kazakistan (12.918.379), Tacikistan (7.800.000). Rusya içinde bulunan yaklaşık toplam 12.2 milyon (2002) civarında nüfusa sahip özü Türk Tatarlar (5.554.601), Başkırtlar (1.673.389), Çuvaşlar (1.637.094), Kazaklar (653.962), Azeriler (621.840), Saha Yakutlar (443.852), Kumıklar (422.409), Tuvalar (243.442), Karaçaylar (192.182), Özbekler (122.916), Balkarlar (108.426), Kafkas Türkmenleri ve Türkler (95.672), Nogaylar (90.666), Hakaslar (75.622), Altaylar (67.239), Yaka Türkmenleri (33.053), Kırgızlar (31.808), Şorlar (13.975), Gagavuzlar (12.210), Dolganlar (7.261), Kırım Tatarları (4.131), Tofalar (837) haklarımız vardır. Ve Çin boyunduruğu altında olan Doğu Türkistan (Sincan-Uygur Türk Devleti) 9.769.779 kişi (2009) Türk halkı yaşamaktadır. İran boyunduruğu altında Azeriler Afşarlar, Horasanlılar, Kaçarlar gibi kısaca o bölgede 30 milyondan fazla Türk yaşamaktadır. Gene Babürlüler ve diğer Türk devletleri ile yaklaşık 900 yıl yönettiğimiz Pakistan ve Hindistan'da yaşayan Keşmir, Himalaya, Mugal Türkleri'nin nüfusu 22 milyonu bulan kimi kaynaklara göre nüfusları 100 milyona ulaşmaktadır. İngiliz sömürgesi altında bizlere unutturlup gizlenmeye çalışan bu Türk hakları halen Urduca Türkçesi konuşabilmektedirler. Son olarak Avrupa-Amerika ve diğer bölgelerde yaşayan Türkiye göçmeni Türkleride ele alırsak 5,5 milyon civarı Türkde oralarda yaşamaktadır.

Asya'daki Türk Halkların da Rusya, Çin Zulmü, Hindistan Esareti

Kısacası Türkiye'nin dışında dünyada büyük çoğunlukla başkalarının esareti altında yaşayan 223.247.341 civarı Türk yaşamaktadır. Bunlar yukarıdaki tabloda görüldüğü gibi Rusça ve Rus kültürü, Çince ve Çin kültürü, Hintçe ve Hint kültürü altında ezilere, dövülerek ve sömürülerek yaşatılmaya (daha doğrusu yaşatılmamaya) zorlanmaktadırlar.

Rusların yaptığı bir çok girişim için Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve bunlara ilaveten bazende Türkmenistan, Azerbaycan ve Özbekistan'ın imza atıp konular hakkında Rusya'nın yanında yer alması beni oldukça üzüyor. Rus hükümeti ne karar alırsa, sanki bu ülkeler içinde geçerliymiş gibi o ülke hükümetleride büyük oranda bu kararı uyguluyor gibiler. Mesela Rus hükümeti Ruble para sisteminden çıkıp altın para sistemine geçmeyi planlıyormuş, yeni para sistemine aynı zamanda Kazakistan, Tacikistan ve Kırgızistan da Rusya ile birlikte bu para birimini kullanmaya başlayacaklarmış. Özellikle Kazakistan o kadar çok Rusya ile içiçe girmişki, kendi topraklarını Ruslara adeta onların toprakları gibi kullandırıyor. Ayrıca internet ortamında da aynı durum yaşanıyor. Bir vk.com, bir ok.ru, bir yandex.ru, bir mail.ru gibi popüler bir çok rus internet servisinde Rusçanın yanı sıra hemen bu ülke dillerinde de yayın bir devlet zorunluluğu gibi veriliyor. Hal böyle olunca devlet kafası olarak bize uzak olanlar git gide halk olarak ta uzak olmaktalar.

Bizlerinde devlet olarak bu tür hizmetlere yavaş yavaş el atamamız ve benzeri servislerimizi bu ülke dillerinde de yayına alma desteği vermemiz lazım. Örneğin mynet.com sitesinin mail, ve portal kısmına Türki devletlerin dilleri ve haberleri eklenerek onlara özel bir alternatif sunmak gerekir ve ya sahibinden.com sitesine sadece Türkiye'den değil bu Türki devletlerden de ilanlar eklenmesi sağlanmalı, örneğin Özbekistan'ın internet kodu olan uz.sahibinden.com olarak bu ülkeye özel ilanların yayınlanması sağlanmalı. Gene aynı durumda izlesene.com, blogcu.com, yemeksepeti.com gibi diğer benzeri servislere de aynı durum yayılarak Türki devletlerdeki halkların kullandığı dillerde hizmet verip, o ülkelerde faaliyet göstermesi lazım.

Sanırım sene 2005 civarıydı, Özbekistan 1991 devriminden sonra ülkenin resmi dilini Özbek Türkçesi yapmıştı. Ama aradan geçen süre içerisinde Rusya o halkları resmi olarak ülkesinden ayırmış olsa da sosyal alanda boşlamadığı için halk Rusça'dan kopamamış ve 2005 yılında Rusça'yı da tekrar resmi diller listesine ekleme kararı almıştı. İşte durumu en net açıklayan acı vaka bu vakadır maalesef.

Devlet liderleri gelip geçicidir. Bugün kü devlet başkanları Rus yanlısı olabilir, bir gün yerine Kardeş yanlısı olan bir lider gelir sorun geçer ama halkı boş bırakırsak, halk Rus kültürüne hem günlük yaşam da hem de internet yaşamın da geçerse devlet reislerinin hiçbir faydası olmaz. Çünkü onlar gönüllerinde bir Türk gibi değil artık birer Rus gibi düşünür ve yaşar hale gelirlerse o zaman kendi soydaşlarımızı kaybetmişiz demektir.

Twitter'a Türkçe dil desteği eklendi

Kategori:
-


Twitter'ı halkımız her ne kadar anlamasada, ciddi sayıda Türk üyesi var. Her ne kadar son bir yıla kadar halk tarafından pek önemsenmesede özellikle televizyon programlarımızda da soru cevap olayını Twitter'a taşımalarının ardından son bir yıldır Türk kullanıcı sayısında ciddi artışlar meydana geldi.

Buda kaçınılmaz sonu getirdi diyebiliriz. Bugün Türkiye saati ile saat 23:00'den beri Twitter artık Türkçe olarak kullanılmakta. Aşağıda Twitter'ın Türkçe ekran görüntülerini görebilirsiniz, ayrıca sayfanın en altındaki Twitter'ınızı nasıl Türkçe diline çevirebileceğinizi anlatan videoyuda izlemeyi unutmayınız.

Bu arada benim twitter adresimide takip etmeyi unutmayınız ;)
http:/twitter.com/koc







Twitter'ı nasıl Türkçe yapacağınızı bilmiyorsanız aşağıdaki videomu izleyerek Twitter'ı Türkçe yapabilirsiniz.

Twitter'ı Türkçe Yapın, Türkçe Twitter:

Türk'lerin İslama Katkısı

Kategori:
-
Bugün Türkiye Gazetesi yazarlarından Ekrem Buğra Ekinci'in Türk'ler ve islamı yaşama biçimi ve genel Türk kişiliği hakkında Ağustos 2009 tarihli bir köşe yazısı hazırlamış. Bunu herkesin okuması gerektiğini düşünerek paylaşma gereği gördüm. Mutlaka okuyunuz.

Yazar: Ekrem Buğra Ekinci
Tarih: 05 Ağustos 2009


Türk'lerin İslama Katkısı


ALPARSLAN: BİZ TÜRKLER TEMİZ MÜSLÜMANLARIZ
Anadolu’nun kapılarını İslâmiyete açan Sultan Alparslan, “Biz Türkler, temiz Müslümanlarız. Bid’at nedir bilmeyiz. Onun için Allah bizi aziz kıldı!” diyerek muvaffakiyeti temiz inançtan bilmiştir.

Türkler, öteden beri muharip bir milletti. Uzun harplere, seferlere, tabiî şartlara mukâvemetleri güçlüydü. Müslümanlığa girdikten sonra, yeni dinlerini gönülden benimsediler. Eski âdetlerinden buna uymayan hususları tamamen terk ettiler. Eski günleri de özlemediler. Bu hasletleri, onları İslâmiyetin bayraktarı yaptı. İslâmiyet, Türklerin elinde geniş topraklara yayıldı. Avrupa içlerine, Çin ve Sibirya’ya dayandı. Buna, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi deniyor. Türkler, Hıristiyanlığın merkezi olan Roma’ya “Kızılelma” demişler ve fütuhatlarının nihaî hedefi olarak burasını tesbit etmişlerdi.

GÜZEL AHLÂKIN NETİCESİ
Türklerden, İslâmiyet uğruna ilk cihada girişen Karahanlılar oldu. Uygurların Müslümanlığına vesile oldular. Gazneliler de, Afgan ve Hindlileri İslâmiyete kazandırdı. Anadolu’nun fethinden sonra İslâmiyet Türklerin eliyle Roma topraklarında yayıldı. Yerli halkın yanı sıra, Balkanlarda Pomak, Arnavud, Boşnak, Makedon (Torbeş) ve Patriyotiler; Kafkasya’da Moğol, Gürcü, Laz, Abaza ve Çerkezler; öte yandan Rum, Ermenî, Yezidî gibi Anadolu’nun yerli halklarından bazı kitleler Türkler vesilesiyle gönül rızâsıyla Müslüman oldu. Türk sultanları, ülkelerindeki cemaatler arasında, sosyal, kültürel ve dinî bakımından herhangi bir fark kabul etmediler, herkese eşit hak ve adalet tanıdılar. Türklerin müsâmahasını ve güzel ahlâkını görerek Müslüman olan gayrımüslimlerin sayısı hiç de az değildir.
Haçlı Seferlerini defalarca durdurmak, Selçuklu ve Osmanlılara nasib oldu. Bu sayede İslâm dünyası müthiş bir felâketten kurtuldu. Yüz binlerce Müslümanı öldüren ve önünde kimsenin duramadığı Moğol ordusunu, yine bir Türk, Mısır Memlûk Sultanı Baybars durdurdu. İ’lâ-yı kelimetullah denilen, Allah’ın ismini (dinini) her yere duyurmak ve yaymak düşüncesi, fütuhâtı Hıristiyan dünyasına dönük olan Osmanlı Devleti’nde, en yüksek seviyeye ulaştı. XVI. asırda yeryüzündeki dört büyük müstakil İslâm devletinden üçü Türk idi: Osmanlı, Gürgâniye ve İran Devletleri. Dördüncüsü bir ara Osmanlılara bağlı olarak yaşayan Fas Sultanlığıdır. Türkler sayesindedir ki Müslümanlar uzun asırlar boyu birlik ve beraberlik içinde yaşamıştır. Türk hâkimiyeti Hindistan’da 1858; İran’da 1925’e dek sürdü.
Türkler asırlar boyunca, İran kavmiyetçiliğini sembolize eden ve İslâm birliğini tehdit eden Şia inancıyla çok mücâdele ettiler. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Bağdad’a girerek halîfeyi Şiî Büveyhoğulları’nın esâretinden kurtardı. Selçuklu kumandanlarından Salâhaddin Eyyûbî de İslâm ülkelerini karıştırmak üzere propaganda faaliyetleri yürüten Mısır’daki Şiî Fâtımîleri ortadan kaldırarak İslâmiyete büyük hizmet etti. Yavuz Sultan Selim de, Anadolu’da ajan faaliyetinde bulunan Safevî Devleti‘ni bozguna uğratarak, Hurûfîlerin gücünü minimuma indirdi. Osmanlılar, ayrıca, XVIII. asrın sonlarında ortaya çıkan Vehhâbîleri de sindirdi. Türkler olmasaydı, İslâmiyetin ilk zamanki saflığıyla bugüne intikal edeceği şüphelidir. Nitekim Türk hâkimiyetinin çöktüğü son asırda, İslâm ülkeleri ya emperyalist devletlerce işgal edilmiş; ya da bu heretik grupların veya sosyalist ihtilalcilerin hükmüne girmiştir.

TÜRKLERDE ÂLİM YOK MU?
Türkler, İslâm âleminde asırlar boyu hep hâkimiyeti ellerinde tuttular. Bu sayede İslâmiyet bir hayat dini olma sıfatını devam ettirdi. Türk devletlerinde din ve fen ilimlerine çok ehemmiyet verildi. Karahanlılar zamanından itibaren pek büyük âlimler yetişti. Usul-i fıkıh ilminin esasını ilk defa bunlar kurdu. Hakîm-i Şehîd, Kerhî, Hindüvânî, Ebü’l-Leys Semerkandî, Ebû Bekr Hârezmî, Debbûsî, Hulvânî, Pezdevî, Hâherzâde, Sadrü’ş-Şehîd, Nesefî, Buhârî, Serahsî, Kâsânî, Kâdıhan, Merginânî, Üsrüşenî ve ismini sayamayacağımız kadar çok sayıda hukukçu bu coğrafyada ve Türkler arasından çıktı. Ebû Mansur Mâtüridî, Semerkandlı bir Türk idi.
Gazne, Semerkand, Buhârâ, Delhi, Kazan, Herat, İstanbul gibi kültür merkezlerinde tanınmış Türk âlimleri yetişti. İbni Melek, Molla Fenârî, İbnü’l-Hümâm, Hızır Bey, Hayâlî, Molla Hüsrev, Sa’dî Çelebi, Şeyhzâde, Halebî, Taşköprüzâde, Birgivî, Ebussuûd, İbni Kemal, Hâdimî hep Osmanlı ülkesinde yetişmiş Türk asıllı âlimlerdir. Ahmed Yesevî, Bahaddin Buhârî, Ubeydullah Ahrâr, Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Hacı Bayram Veli gibi mutasavvıflar da, hep Türk hâkimiyeti devrinde yetişti. Bunlar, Anadolu ve Rumeli’nin Müslümanlaşmasında; millî birlik ve beraberliğin, ayrıca cemiyet nizamının muhafazasında mühim rol oynadı.
Osmanlılarda halk ve devlet adamları Türkçe konuşmakla beraber, İslâm dininin aynı zamanda dünya işlerini de tanzim etmesi sebebiyle Türkler Arapça’yı ilim dili olarak muhafaza ederek saf bir biçimde günümüze kadar intikalini sağladılar. Arapça’nın gramerine dair eserleri de hiç Arap ülkesinde yaşamayan Türkler yazmıştır ki, İmam Birgivî bunlardan en meşhurlarıdır.

Fen ve sanatta birinci sınıf eserler verdiler
Müslüman Türk devletlerinde sadece din ilimlerinde değil; müsbet ilimler sahasında da büyük ilerlemeler kaydedildi. Trigonometrinin kurucularından Bîrûnî ile İbni Türk, matematik ilminin doğudaki başlıca temsilcileri oldular. Algoritma ve cebirin babası Hârezmî; astronom Uluğ Bey hep Türk asıllıdır. Kâğıt, matbaa, barut, pusula, orijini Çin bile olsa, Uygurlar tarafından geliştirilip dünyaya tanıtılmıştır. Semerkand, zamanında, en kaliteli kâğıt imal edilen yer idi. Selçuklular devrinde bilhassa tıp ilmi çok gelişti. Anadolu’da birçok tıp fakültesi, hastahâne kuruldu. Akıl hastalarına ilk defa hasta muamelesi yapıp tedavi eden Türkler oldu. Pirî Reis, Seydi Ali Reis, Kâtib Çelebi, dünya çapında coğrafya âlimleri olarak kabul gördü. Yeni kıtaların keşfinden hemen önce bu coğrafyacıların yaptığı ve aslına oldukça yakın haritalar herkesi hayrete düşürmektedir.
Türklerin yaşadığı şehirler, dünyanın en kalabalık ve en mamur şehirleriydi. Asya içlerinden Akdeniz’e, Oğuz bozkırlarından Hindistan ortalarına ve Mısır’a kadar uzanan geniş sahada o devrin Türk devletlerinden kalma çoğu birinci sınıf sanat eserleri görenlerin gözünü kamaştırmaktadır. Türkler bu çağda sanat dünyasına mühim yenilikler getirdiler. Kendilerine has bir üslup kullanarak İslâm medeniyetini inkişaf ettirdiler.